- kitaplarıma takıntı derecesinde özen gösteriyorum. kenarları kırışmamalı, kapağı kırılmamalı, lekelenmemeli, fazla açılmamalı ki sırtı kırılmasın. bir kitap eğer hasarlıysa kütüphanemde üvey evlat muamelesi görüyor. insanlar benim kadar dikkat etmediği için kimseye kitap veremiyorum.
- ayrıca kendi kitaplığımın düzenine takıntılıyım. kitaplık dışındaki her konuda dağınık bir insanım. ama kitaplarımı bendeki yerlerine göre dizerim, sık sık da bozup tekrar dizerim. alfabetik sıra falan yoktur ama şu kitap nerede desen tek seferde tereddütsüz bulurum.
- evden çıkarken, kapıyı kapatırken anahtarları avcumda sıkı sıkı tutuyorum. yoksa hep içimde "anahtarları unuttum" hissi oluyor.
- insanlar yemek yerken ağızlarını hiç açmasalar bile o ufacık sesleri duyuyorum ve sinirleniyorum. bu bir hastalıkmış. (bkz: misophonia)
- kulaklıklarımı düzgün bir şekilde toplayıp kesesine koymam lazım. olur da aceleyle cebime tıkıştırırsam bir şeyler içimi kemiriyor toplayana kadar.
- belli bir bpm değerinde yürürüm.
- saçımı üç kere şampuanlarım; iki olursa temizlenmemiş gibi, dört olursa fazla kimyasaldan dökülecekmiş gibi hissederim.
- bulunduğum odanın kapısı mutlaka kapalı olmalı.
- müzik dinlerken mutlaka ayağımla ritm tutarım. hatta kendi isteğimle dinlemesem, ortamda rastgele çalan bir müzik de olsa yapıyorum bunu.
- bir kolum yastığın altında diğer kolum üstünde kalacak şekilde, tabiri caizse "sarılarak" uyurum, bir de ucuna yatarım yastığın, aksi halde uyuyamıyorum.
- biriyle beraber yürüyorsam sağ tarafımda olmalı.
- bardak zeminden kalktığı anda serçe parmağımı bardağın altına koyarım. kayar korkusuyla mıdır nedir bilmem ama refleks oldu artık
- eğer sırtımda çanta elimde baget ya da kitap yoksa, iki elim de bomboşsa yürürken aşırı derecede rahatsız oluyorum. cebime koyasım geliyor, bu sefer de millet garip garip bakıyormuş gibi hissediyorum. ya çanta olacak bir elimi omuzluğuna takacağım, ya da kitap mitap bir şey olacak o elim duracak, diğer elimi sallayacağım. yoksa olmuyor.
- sırtüstü uzandığımda sol ayak bileğimi sağ ayak bileğimin üzerine koyarım, yoksa rahatsız hissederim.
- birine şarkı önereceğim zaman adından ya da içindeki bir sözden alınacak mı diye iki kere düşünüyorum.
- müzik dinlerken ses kalitesine, kulaklık kalitesine çok dikkat ediyorum. yoksa müziği dinleyemiyorum "bu nasıl kalitesiz kayıt lan, bu ne salak kulaklık lan" diye diye geçiyor üç-beş dakikam. tabi kendim seçiyorsam anında değiştiririm, katlanamam.
- aynı şekilde filmlerde görüntü kalitesi ve mükemmel altyazı senkronizasyonuna çok dikkat ederim. bu yüzden site üstünden izleyemem, malum yerlerden indiririm.
- televizyonun sesini sadece 5'in katlarında tutarım, tek istisna ise 3, o da gece modu, 5 çok gelirse 3 yaparım ama 4 ya da 2 yapmam.
- eğer mesajlaştığım kişi bir kelimeyi yanlış yazdıysa yanlış yazılan harfler klavyede yakın mı diye kontrol ederim, değilse de "ulan yakın da değiller ki nasıl becerdi acaba" diye düşünürüm ciddi ciddi.
- elime aynı boyutta birkaç kağıt alırsam hepsinin köşeleri bire bir denk gelecek şekilde tutarım, kağıt paralar için de geçerli, gerçi boyutları farklı olduğu için ancak bir köşelerini denk getirebiliyorum.
- sınav sırasında soruların altını çok hızlı şekilde çizenlere dönüp "okumuyosun dimi lan" diyesim geliyor. ayrıca kalem seslerine sinirleniyorum.
- dinlediğim müzik eğer değmez bir şey için bölündüyse o kişiyi fena terslerim.
- yabancı dildeki kelimeleri yazarken direk okuduğum gibi yazarım. tabi sınavlar ve yabancı biriyle konuşma durumları hariç.
- hızlı yürüyorum. belli bir bpm'de yürüdüğümü zaten söyledim, hızlı bir tempoda oluyor bu. önümde vitrinleri seyrederek tısıl tısıl yürüyen teyzelere, ellerini arkada bağlamış tesbih çekerek yürüyen kambur dedelere, yan yana dizilip yavaş yavaş yürüyen arkadaş gruplarına çok sinirleniyorum. hızımı kesiyorlar, tempo aksıyor!
- ayrı yazılan de ve ki bağlaçlarını birleşik yazanları uyarmak, çok kasıyorum kendimi yapmamak için. bir de eğer birleşik yazılan bir de ya da ki görürsem oluşan anlam bozukluklarını düşünüyorum oturup.
-eğer müzik dinlemiyorsam ve yapacak daha iyi bir işim yoksa ya çok sevdiğim bir müzik aklımda çalmaya başlar, ya da parmaklarımla masada hiç bir şey yoksa dizimde ritm tutarım.
- teşekkür takıntım var. karşımdaki biraz iyi bir şey söylese (öyle ahım şahım övgüye gerek yok yani ufak tefek şeyler dahil) teşekkür etmezsem içim kemiriliyor.
- mesajlaşırken-konuşurken karşı tarafın bir mesaj ya da konuşma içinde bahsettiği her konuya mutlaka cevap vermek zorunda hissediyorum. eğer o konu hakkında en azından fikrim olmadığını söylemezsem sanki karşıdakinin çok heveslenerek anlattığı bir şeyi havada bırakmışım da bana darılmış gibi hissediyorum. o yüzden benim yazdığım mesajlar roman gibi oluyor, konuşmaya başladım mı da dakikalarca susmuyorum.
ayrıca yaklaşık bir saattir aralıklarla eklemeler yapıyorum. ne kadar takıntılı, ne kadar hasta ruhlu bir adam olduğumu anladım. allah belamı vermiş zaten benim.
ayrıca her uzun entry'min altına düştüğüm notu buradan da esirgeyemem:
okuyan herkese çok teşekkür ederim. manyaksınız lan. ben olsam üşenirim. yazmaya üşenmedim ama oku desen okumam. sağ olun.