kur an ın anlamını bilmeden arapça okutulduğu ülke

entry19 galeri
    14.
  1. bir ülke değildir, her ülkedir. allah'ın kelamı, her yerde, allah'ın seçtiği dilde okunur.

    deniyor ki, ''efendim arapça anlamıyorsunuz, neden okuyorsunuz''

    yani bu salaklara ne dense az...

    latin harflerine biz mi geçtik kardeşim? madem bu kadar arapçanın anlaşılmasını istiyordunuz, kaldırmasaydınız arap harflerini. derdiniz islam'ın doğru anlaşılması idiyse tabii. bu ülkede 60'lara kadar arapça yazı kullananların evleri basılır, bu insanlar hapse tıkılırdı. bilmiyor musunuz bunları? bu ülkede insanlar 600 sene arapçayı biliyorlardı, kur'an'ı arapça cüzünden okuyorlardı ve anlıyorlardı. çünkü türkçe de, arapça da biliyordu bu insanlar. medreselerde tefsir, fıkıh, kelam öğreniyorlardı. siz geldiniz, bunların hepsini kaldırdınız, sonra da ''efendim arapça...'' diye başlayan cümleler kuruyorsunuz öyle mi?

    müslümana sorgulamaması öğretilirmiş. pardon da bu koca bir yalan. birçok islam alimi, birçok büyük kafa; entelektüel kriz yaşamışlar ve hayatlarına böyle yön vermişlerdir. imanları, ucuz bir iman olmamıştır. imam-ı gazali mesela. gazali aklın sınırlarını sonuna kadar zorladı, tüm sinirleri patlayıncaya kadar iman hakikatlerini akletti, ispata çabaladı. sonra sufî bir yaşamda karar kıldı. gazali diyor ki:

    ''öyle bir noktaya geldim ki, bir yudum su içsem midem delinecek zannediyordum!''

    evet, çünkü sorgulaya sorgulaya, aklı kullana kullana öyle bir noktaya vardı ki, çıldıracak gibi oldu. daha sonra da necip fazıl'ın ifadesi ile ''idrak, idraksizliğin idrakini idraktir!'' mertebesine ulaştı.

    rasyonalist takılan akliyeci kılıklı, takiyyeci ateistler sizi...

    müslüman sorgulamazmış ha? bizim sorgulamamız, sizin geri zekalıca metodlarına dayanmıyor.

    sizler var ya sizler, ''gemileri denizde rüzgarla yüzdüren yalnız allah'tır'' ayetine, ''hohuaha allah nükleer denizaltıları nereden bilsin hohuahau'' argümanıyla karşı çıkan aptallarsınız. sizin sorgulamanız bu işte, bu geri zekalılık karşısında saygıyla eğiliyorum.

    ibn sina'ya aristo şerhini yazdıran, islam halifesinin ta kendisiydi! çünkü aristo'yu daha rahat anlamak istiyordu, ibn sina'ya dedi ki: ''bana bu adamın kitaplarını çevir, kendi anlatımınla da pekiştir''

    eğer halife böyle bir şey istemeseydi, ibn sina da olmazdı.

    bizim kitaplarımızda iman mevzuunda ''taklid-i iman'' ve ''tahkik-i iman'' hususları geçer. taklid imanı biliyorsunuz zaten, tahkik imansa; taklid imanın sarsılmasından doğan bir kabuk değiştirmedir. böylece taklid imandan kurtulur, tahkik imana varırsınız.

    müslüman olup ateist olanların hepsi, islam hakkında bir bok bilmeyip, daha sonra iki kıçı kırığın etkisinde kalıp dinden dönen adamlardır. imanları taklittir. taklid imanın sonu da budur. tahkik imana varmaksa, ancak dini öğrenmekle, akletmekle ve düşünmekle olur. yani entellerin deyimiyle 'sorgulamak' bu.

    yoksa sorgulamak ne kelime? allah'a ''sen bunu neden böyle yaptın mı?'' diyeceğiz.

    bir kelime öğrenmiş, 'sorgulamak' diye, gelmiş artistlik yapıyor.

    hadi oradan lan!
    0 ...