neresinden tutsan tuhaf, anlaşılmaz, yorucu bir gündü sözlük.
bütün gün trenlerin 24 ay kapalı kalacak olması saçmalığına ve haydarpaşa'nın içinde bir daha yürüyememe ihtimaline ağladım. bu ayrı. esas mevzu kavga eden iki sevgili arasına girmiş olmam.
ya karaköy'deydik, çocuğun biri altgeçit boyunca sevgilisini ite kaka çeke çeke götürdü, kolunu öyle bir sıkıyordu benim canım acıdı uzaktan. kızcağızın da gözleri kan çanağı suratı ağlamaktan kıpkırmızı. yürümek istemiyor, sürükleniyor. Uzaktaydım, köşeyi dönerken nasıl çektiğini görünce hızlandım. etraftakiler de öylece bakıyorlar. o öküz, kızı öldürse bi çekirdek yok diye hayıflanacaklar... tam altgeçit çıkışına yakın kızı duvara yapıştırdı yüzünü sıkmaya başladı. kız kaçmaya çalıştıkça kolunu büküyordu. bekledim yanlarında, fark eder de utanır diye. görmedi beni. dayanamadım "ne yapıyorsun arkadaşım sen?" diye girdim olaya. ateş saçarak bana döndü: "sana ne sen kendi işine bak" minvalinde çok da kibar olmayan cümleler kurdu. üzerime doğru gelirken kız onu çekiştirdi gittiler. yanımdan geçenler "tanıyor musun" dediler, "yok" dedim. "niye karıştın o zaman" dediler, döndüm inanamayan halimle "öldürse miydi" dedim. "onlar iki gün sonra barışırlar olan sana olur" dediler. eve geldim annem de "ya elinde bıçak falan olsaydı" dedi. arkadaşım da "sana ne senin canından değerli mi" dedi. başka bir arkadaşım "kız ne yapmış da o kadar dayak yemiş aacaba" dedi. komşumuz olacak adam "kız bir şey yapmıştır da hak etmiştir o dayağı" dedi.
he yav he! yav he he! öldürülsek biz hak ettik, dövülsek biz hak ettik. resmen sinir küpüyüm ya. o anda olaya dalmasam inandığım tüm değerlere ihanet etmiş olacaktım. feministim ulan ben, o kadın dövülmesin diye parçalıyorum kendimi, şiddet uygulayan erkeklerin o örümcek ağı kaplı sadist kafaları azıcık değişsin diye. şimdi de bu kadar tepkiden sonra "amaaan sana ne" diyorum. "ya gerçekten bana da vursaydı" diyorum.