marifetname'de pozitif ilimlere de çokça yer verilmiş olup; kelam, psikoloji gibi meselelere de ayrılmış bölümler vardır. erzurumlu ibrahim hakkı, pozitif ilimleri din ilimlerine ulaşmada bir merdiven olarak görür. azıcık islam felsefesi okuyan bunları bilir. mesela farabi'nin, ibn sina'nın, ibn rüşd'ün, el-kindi'nin ''ilim sınıflandırması''na bakıldığında, erzurumlu'nun bu düşüncesi daha net anlaşılacaktır.
birileri gene çıkmış, tek kanıt sunamadan bize dangalak demiş. ''kötü söz sahibinindir'' diyor ve bu arkadaşa dersini veriyoruz:
bu zat-ı muhterem bizi 'körü körüne savunmakla' itham etmiş. hayatımda zerre bir şeyi körü körüne savunmadım, savunmam da. ben belgeli konuşurum arkadaşım, anlatıyoruz işte sana. erzurumlu ibrahim hakkı, gerizekalı değildi, boş bir insan da değildi. bu ''deli saçması'' olarak görülen tavsiyelerinin nereden geldiğini de açıkladık. sıhhati rüyayla, istihale ile tespit edilen hadisler. bunların bir türevi de ayetler hakkındaki mevzu hadislerdir. adam bunları sıhhatli görmüş, bu noktada öğütler vermiş.
bir de bu şahıslar kullanılan dile zahiri nazarla bakıyorlar. mutlak sanıyorlar bu dili. mesela hz. peygamber bir defasında ''içinizde namaz kılarken gözünü sağa sola çevirenler var. ya bunu bırakır, ya da kör olur.'' buyurmuştu. şimdi senin maneviyatı kavrayamayan materyalist zihnin sana diyor ki, ''ben namaz kılıp gözümü sağa sola çevireyim, bakalım gözüm kör olacak mı? olmazsa, bu hadis yalandır.'' ulan davar, namazı kılarken sağa sola bakmakla kör olacağını sanıyorsan, zaten sen tencere kapağı misali yuvarlanıp, doğru yolu bulmuşsun, ateist olmuşsun. senin aklına bu yaraşır. oradaki dilin muhtevayatı şudur:
1) namazdaki ecrin azalması
2) gözün başka yerlere takılıp namaz huşusunu bozması. nitekim namaz, allah'la konuşma durumudur. allah'la konuşurken sağa sola bakılmaz.
3) kalp gözünün körleşip, kalbin katılaşması. günahtan duyulan hayanın yok olması.
4) günahtan şiddetle sakındırma uyarısı
5) gerçekten de ileride gözün kör olmasına olacak olan meyil.
bak ben bir hadisten neler çıkarıyorum. bir lafın bir çok yönü vardır ve o söz, farklı yönlerde tecelli edebilir. islam'daki sünnette, kadının rahmine gerek yokken bakılması hoş karşılanmamıştır. bunu bilen erzurumlu da, kim bilir hangi kaynakta yer alan hadisin zahirine bakarak, ''kadının rahmine bakan kör olur'' demiş olabilir. üstelik bu dil, mutlak manada tecelli edecek diye bir durum da yoktur, bu bir ''meyil''dir.
''şunu yaparsan seni döverim'' diyen bir baba, mutlak manada konuşuyor değildir. ''bunu yaparsan benim seni dövmeme sebebiyet verecek kadar beni kızdırırsın'' demektedir aslında. döver, dövmez; bu onun tasarrufudur. kullanılan dili mutlak sanmamak lazım.
islam'da cima için önerilen vakitler vardır, önerilmeyen vakitler vardır; erzurumlu da buna dikkat çekmek için, bunları söylemiştir. her pazartesi günü doğan kur'an hafızı olabilir mi? erzurumlu bunu bilmiyor mu lan? fakat pazartesi günü tavsiye edilen bir gün olduğu için, insanları o yöne sevk etmek için bu dili kullanmış olabilir. senin kafan sadece daracık bir noktaya hapsolduğu için olaylara o kadar dandik bir perspektiften bakıyorsun.
sen, kur'an'da, ''gemileri denizde rüzgarla yüzdüren allah'tır'' ayetini referans alıp, ''hohuauhauha nükleer reaktörlü gemileri allah bilmiyor mu hohuahau'' diyen geri zekalısın.
kullanılan dilin yalnızca zahirine bakarsın. fizyonomi bilmezsin. erzurumlu, fizyonomiden de yararlanmıştı eserinde. 400 kitaptan nakille yazdı o kitabı. tasavvufçuları anlamaya da çalışmazsın. tasavvufçular genelde fıkıh kitabı bu yüzden yazmazlar. çünkü fıkıh, ilhama, rüyaya dayanmaz. fıkıhta böyle kaideler yoktur, fıkıh da islam'ın ta kendisidir.
velhasıl kelam, erzurumlu'nun ne dediğini ateistlerden öğrenecek falan değilim. ve onu okuma iznini bunlardan alacak da değilim...