her zamanki gibi çağan ırmak' ın kaygılarına yenilen film.
öncelikle bu film hayatımın filmi diyen ergenler eksisini vererek devamını okumayabilir. gidin bir kitap okuyun belki biraz gelişirsiniz, bununla zaman kaybetmeyin.
her türk filmine olduğum gibi bu filme de büyük bir önyargıyla baktım ilk başta, sonra bir gün inadımı kırdım ve izledim. beklediğimden çok daha iyi başladı film. milletin bayıldığı benimse berbat bulduğum incir reçeli ve o ayardaki romantik/duysugal/dram türleri arasında gidip gelen filmlere kıyasla yapmacıklıktan uzak sahici bir ilişki filmi vardı karşımda. ama ilk sahneden itibaren bir çağan ırmak kaygısına yenileceğini gösteriyordu film aslında.
hemen yeri gelmişken şu çağan ırmak kaygısını açıklayayım; bu adamın izlenmek gibi ciddi bir kaygısı var. yok öyle değil. elbette her yönetmen filmini izlensin diye yapar, elbette her yazar okunsun diye yazar ama bazı yönetmenler/yazarlar vardır ki onlar kendi söylemek istediklerini bir kenara bırakıp insanların duymak istediklerini çekmeye/yazmaya başlarlar. anlaşılamamaktan korkarlar ve anlaşılmak uğruna basitleştikçe basitleşirler.
daha net anlatayım; çağan ırmak gelsin bu başlığı okusun ''bu adamın neresi ıssız lan hatunu götürüyor'' ya da 20 küsür yaşına geldiği halde hala geniş düşünemeyi başaramayıp, cinselliği aşamayıp salt abazan erkek güdüsüyle filme bakan ve filmi ''erkek kızı s.kip bırakıyor işte yaa'' temalı entrylerle yorumlayanları görsün ve ondan sonra ne kadar basitleştiğini, anlaşılmak uğruna, izlenmek uğruna seviyeyi nerelere çektiğini, derinlerde yüzmek varken olayı nasıl da yüzeyselleştirdiğini anlasın. halbuki hiç bu toplara girmese bu kadar kaygıyla film çekmese daha az izlenecek ama daha çok övülecek. izleyen kimse ''adamın neresei ıssız lan ehehe geyiği yapmayacak'' tercih tabii yine de. işbu entry bu sözlükte bu filme yapılmış en güzel övgüdür belki de. çünkü okuduğum onca entry içinde basitlikten sıyrılabilmiş doğru düzgün bir entry göremedim övgüler dahil. haliyle bu içerikte bir entry bile fazla bu filme ya neyse...
filme dönersek; dediğim gibi iyi başladı film, iyi gitti. müzik seçimleri, tempo, oyunculuklar, replikler, mekanlar iyiydi sonra anne girdi işin içine. benim içinde film orada bitti. annenin çocuğun dünyasından ne kadar uzak olduğunu her sahnede gözümüze gözümüze sokmaya başladı çağan ırmak. izlerken alper' den önce ben bağırdım o kadına yeter artık diye. alper' den önce ben terk ettim ada' yı.
ne gerek vardı çağan ırmak? bıraksaydın da biz alper' in tam olarak ada' yı neden terk ettiğini anlayamasak olmaz mıydı? bıraksaydın da alper hakkında biraz kötü düşünsek olmaz mıydı? o anneyi hiç filme sokmasan ve alper' in kaygılarını, hayata bakışını annesi ile yaptığı telefon konuşmalarına sıkıştırsan olmaz mıydı? ama olmazdı değil mi? o zaman insanlar empati yapmazdı. alper' i haklı bulamazdı, ama sen her zamanki gibi davranarak her karakterin aslında ne kadar iyi olduğunu bize gösterdin. bravo(!) bir sürü ıssız adamlar yarattın. filmi izleyen herkes beni anlatıyor dedi alper için mesela ve hatta buna dayanarak filmi hayatının filmi ilan eden de çok adam gördüm. çağan ırmak da tam olarak bunu istedi zaten filmi çekerken. aman herkes anlasın, aman kimsenin anlamadığı yer kalmasın, aman alper' i kötü sanmasınlar, aman aman aman... bu kadar kaygı bana çok fazla geliyor.
özetle; iyi olabileceği halde kaygılar sonucu sıradanlaşan, basitleşen bir film. ben ilşkileri hala woody allen' dan izlemeye devam edeceğim demek ki. allah ona uzun ömür versin, bol bol film çeksin.