Saçma, belirsizlik, korku ve kaygı gibi terimlerin sık kullanılması, Nietzsche gibi tanrıtanımaz varoluşçuların nihilistik (hiççi) duruşu de dikkate alındığında varoluşçuluğun yıkıcı bir felsefe olduğunu düşündürmüş ve kimilerince neredeyse bir intihar felsefesi olarak addedilmiştir. Bu tezi çürütmek üzere Sartre yazdığı Varoluşçuluk Bir Humanizmadır(insancılıktır) isimli denemesinde, karamsar gibi görünen tüm sözcüklere rağmen insan ve onun deneyimlediği dünyanın varoluşçu çözümlemesinin yalnızca hümanist (insancıl) amaçlarla yapıldığının altını çizmeye çalışmıştır.
Varoluş insana kendini nasıl yapmayı istiyorsa öyle yapması için bir davet sunar. insan koşulsuz bir özgürlükle işe koyulurken yaptıklarının tüm sorumluluğunu da üzerine alır.
Evren akıl ile bağdaşmayan saçma bir dizgedir, insanın önünde nihai bir hedef de bulunmaz ancak her şeye rağmen yaşamak durumunda olan insan eylemleri ile sürekli seçer. Bu seçimler ister istemez ile insan denen varlığın özünü yaratacaktır. işte varoluşçuluk Sartreye göre , karamsar gibi görünse de insanın karşı karşıya bulunduğu durumu ve varoluşun her tarafına yayılan saçmanın içinde barındırdığı yaratıcı hareket noktasını göstermekle hümanist bir yaklaşım sergilemektedir. Fransız yazar Albert Camus (1913-1960) ise Sartre ile pek çok konuda anlaşır görünür. Anlaşamadığı nokta ise Sartrenin tersine böylesine saçma (absurd) bir dünyada başlangıçta bir anlama sahip olmayan insanın sonradan da kendisine özgü bir anlam yaratmasının mümkün olmayacağına ilişkin fikridir.