--spoiler--
ATEŞ:
ODTÜ'den kovulmuşuz. istanbul'a geldim. Fındıklı'daki Güzel Sanatlar'a... Resim imtihanını geçtik. iki üç gün sonra da fen bilgisi imtihanı var. Kazandım ben. Bekliyoruz ikinci imtihanı. Akademinin karşısında da tek tekçiler var. On kuruşa bardağı şarap veriyorlar. Bir de köfte var. Piyaz var. Başka da bir şey yok. Biz bir AKŞAM demlendik orada. iki üç bardak sonra çakırkeyif olduk arkadaşlarla. Akademinin önünde de bir havuz var, bir de fiskiye var, otuz metreye su fışkırtıyor. Geldik havuz başına. Yazmışlar: Dikkat, deniz suyudur, içilmez. Ben dedim, bu deniz suyu değil. Yok deniz suyudur, yok değildir, başladık tartışmaya. şimdi, havuz denizle aynı seviyede. Bakıyoruz bir pompa filan yok. Denizden gelen bir boru yok. Ben tattım bir avuç sudan, tatlı. Bildiğimiz Terkoz suyu. Dedim, işte, için bakın, tatlı. Akademi'de okuyan biri de var yanımızda, ben fırça atıyorum, kaç senedir şu okulda okuyorsunuz, suyun nereden geldiğini bilmiyorsunuz, diye... Vay, öyle mi , öyle. Hemen o AKŞAM biz bildirileri, pankartları hazırladık. istanbul halkı susuzluktan kırılırken, burjuvazinin zevki için burada otuz metre su fışkırtıyorlar, diye... Ertesi gün bir basın toplantısı. Benim elimde megafon. Gazeteciler toplandı, fotoğraflar filan. Ertesi gün abi bütün gazetelerdeyiz. Millet, kovasını kapan havuzdan su çekiyor. Abi, bizi ikinci imtihana almadılar, anarşi yarattık diye.