the rings of akhenaten isimli bölüm ile ortalığın ağzını burnunu dağıtan dizidir. bu bölüm üzerine kimsenin "amaan dandik dandik efektler, yok bilmem uzayda uçuyomuş da bilmem ne.. dandik ingiliz dizisi nolacak" deme hakkı yoktur. ben hayatımda bu kadar ağlamadım, bu nedir.. moffat ne yapıyorsun sen? tüm sezon böyle mi geçecek? gözpınarlarımızı mı kurutacaksın?
*oh my stars.. daha önce donna ve amy'de yaptıkları "evrenin en değerli insanı" olayına yine giriyorlar sanırım ama bu sefer daha güzel olacak gibi. şaka maka cidden clara iki kere öldü ve hala canlı kanlı doctor'un yanında. hadi diyelim bölümün sonunda dediği gibi o chrsitmas bölümünde ölen clara aslında clara değildi, ama öteki öyleydi. zekiydi de, ki bir bölüm önce bu bölümde izlediğimiz clara'nın o zekayı nerden aldığını da gördük. o değilse bile kesinlikle diğeri yani. ama o da öldü... lan moffat.
*bölüm boyunca bunu sezen bir tek ben miyim bilmiyorum ama doctor'un clara'ya bakışları bir tuhaf. hani gerçekten tuhaf. inanılmaz bir saygı ve çekinme var. altından ne çıkacak merakla bekliyoruz.
*"we don't walk away.." ne de güzel dedin be doktor civanım. yeni catch phraselerimizden biri bu olursa çok hoş olur.
o şarkı... adının the final song to the godolduğu iddia ediliyor bazı yerlerde ama emin değilim. izleyen anladı hangi şarkı olduğunu; neyse ah o şarkı... şarkı tek başına bile insanın tüm tüylerini diken diken ederken (teşekkürler murray gold) bir yandan da doctor'dan başka bir epik monolog dinlememiz resmen duygusal boşalma geçirtti hıçkırmaya başladım. 11'inci doctor'dan daha önce atarlı monologlar duymaya alışık olsak da ilk defa ağlayarak tüm hayatının, o acı dolu hayatının özetini geçmesi, onun bünyede uyandırdığı duygu... kelimelerle anlatılamaz.
* doctor'un küçük kızımıza anlattığı hikaye'yi carl sagandan araklaması biraz falsoydu. tüm tarihi, tüm şarkıları, şiirleri, kitapları yazılmış kaydedilmiş herşeyi bilen birine daha önce duymadığı bir hikaye anlatacağım deyip de carl sagan'dan alıntı yapmak yakışmadı doctor. yine de içimizdeki cosmos aşkını tekrar alevlendirdin, var ol.
* ve en önemlisini sona sakladım. doctor'un çakma tanrıya çektiği fırçadan dünya tanrısına da pay biçen bir tek ben miyim merak ediyorum. doctor'umuzun çakma tanrıya çektiği nutuk şöyle;
"Onları duyabiliyor musun? Bütün bu insanlar senden ve hükümlerinden korkarak yaşadı. Bu insanların ataları
kendilerini adadılar... Kurban ettiler, sana! Şarkılarını duyabiliyor musun?
(people singing)
Tanrı olduğunu düşünmeyi seviyorsun. Ama değilsin. Sadece diğerlerinin hayatlarına olan kıskançlığının ve özleminin yiyip bitirdiği bir parazitsin. Onlardan besleniyorsun. Sevgi ve kayıp, doğum ve ölüm, neşe ve keder anılarından. O zaman. O zaman... Hadi o zaman. Benimkini al. Benim anılarımı al. Umarım iştahın yeterince kabarıktır, çünkü çok uzun süredir yaşıyorum ve birkaç şey gördüm."
seriously. eğer bir anlığına bu senaryonun gerçek olabileceğini düşünecek kadar hayalperest olursak, bizim tanrımız da hikayedeki gibi sadece bir çeşit bilinçli ve kötü niyetli yıldızsa; doctor'un bu monoloğunun onun için de mükemmel oturmayacağını söyleyebilir miyiz? bu bilinçli yapılmış bir gönderme mi tam emin değilim ama öyle ya da böyle güzeldi.