--spoiler--
Gerçek şu ki, biliyoruz ama bilmiyoruz. Ölüm hakkında bir şeyler
biliyoruz, akıl yoluyla gerçekleri kavrıyoruz, ama, aklımızın bizi başa
çıkamayacağımız dozda kaygıdan koruyan bilinçdışı bölümü, ölümün
çağrıştırdığı dehşeti ayırıp safdışı bırakıyor. Bu ayırma işlemi
bilinçdışı,
gözle görülmeyen bir şey, ama yadsıma mekanizmasının bozulup
ölüm korkusunun olanca gücüyle ortaya çıktığı nadir durumlarda,
onun varlığına inanabiliyoruz. Bu çok seyrek, bazen yaşam boyunca
yalnızca bir ya da iki kez olabilir. Kimi zaman uyanık durumda, bazen
ölüme kıl payı yaklaşmanın ardından, ya da sevilen bir kimse öldüğü
zaman olur bu; ama ölüm korkusu daha yaygın olarak karabasanlarda
yüzeye çıkar...
Karabasan, amacına ulaşamamış bir düştür; kaygıyı --denetlemeyerek--
uykunun bekçisi rolünde başarısız olmuş bir düş. Karabasanlar
görünür içerikleri bakımından farklı da olsalar her karabasanın
temelindeki
süreç aynıdır: işlenmemiş ölüm korkusu muhafızlarından kurtulup
bilince fırlamıştır.
--spoiler-- *