insana kendini yanlız hissettirmeyecek kadar kalabalık, boğmayacak kadar sakin ve huzurlu şehir... içtiğin çayın tadının bile farklı olması, yediğin simidin kokusuna karışan muhabbetler, kışın ortasında içilen kış nargilesi, gece yarısı çıkagelen boza, samimiyeti laubalilikle karıştırmayan şehir. bürokrasinin babası da olsa babacan şehir...insanının içindeki insanlık hala ölmemiş şehir...