antalyada tarihi bir koyda denize girilmektedir. şahsım denizden çıkıp tarihi yapıları gezmektedir. neyse dolaşıyorum geziyorum. yoruldum, denize bakan bi yerde oturdum sigara içiyorum, kafa dinliyorum, derken soluma bakmamla birlikte dünyalar tatlısı ikiz çocuklar ve onların dedesi sandığım kişiyi gördüm. adam 50 üzeri gösteriyor. banka oturmuşlar, adam çocukları seviyor. çocuklar 2 yaşında kız çocukları. benim de çocuklara karşı aşırı bir sevgim olduğu içim gittim yanlarına oturdum. sevebilir miyim dedim adam tabiki diyip verdi meleklerden bir tanesini kucağıma. tatlı mı tatlı, güzel mi güzel sapsarı bir çocuk. sonra olaylar başladı...
b: ben, a: adam
b: ya sen ne tatlı şeysin böyle yerim seni yerim.
a: ah bunlar bizi iyice gençleştirdi.
b: bebiş sen benim kardeşim olsana ham yapayım seni. dedeyle yüzmeye mi geldiniz ha? oyun mu oynatıyo dedeniz size.
a: ben babalarıyım.
b: (bkz: blue screen) hadi ya öyle mi. ha afedersiniz.
a: yok sorun değil, herkes böyle zannediyo.
b: neyse ben gideyim o zaman, iyi günler sizee.
adam öyle bir sert söyledi ki sanki küfrettik. yüzüm kızardı. ee napiyim adam bariz 50 küsür yaşında, daha yumuşak söylesen nolur ki?