dizi gibi dizi, adam gibi dizi, dizinin dibi, bitmeyeydi de dizimin dibinden ayrılmasaydı dizisi. *
takım tutar kadar fanatiğiyseniz kendisinin -benim gibi- muhakkak özel bölüm swan song'u izlemenizi öneririm. insan kendini daha da fazla ailenin parçası gibi hissediyor. 8 sene boyunca amerikan aksanının -çok affedersiniz- amına koyan hugh laurie'nin ingiliz aksanıyla nasıl da havalı, bambaşka bir insana dönüştüğünü; her bölümde en az 1500 kez "moron, asshole, idiot, ass, bitch" diyen adamın normal hayatta ani bir refleksle bile olsa "fuck" demekten dahi kaçındığını, altyazı takip ederken hebelehübelehöp diye yarısını okumadan geçtiğimiz hastalıklara oyuncu kadrosunun nasıl yaklaştığını, princeton plainsboro teaching hospital'ın iç yüzünü... yani ne bileyim yepyeni bir dünyayla karşılaşıyorsunuz.
değişik yahu, insanda değişik bir tat bırakıyor bitince bile. kaç dizi insanların hayatında iz bırakır? hayat felsefesi kazandırır? house md sayesinde adam olan/sayılan kişiler tanıyorum. o konuya girmeyelim.
buradan türk dizi yapımcılarına sesleniyorum, adamlar hastane inşa ediyorlar lan 40 dakikalık dizi için. siz ne yapıyorsunuz? hastane ihtiyacınız olduğunda gidip çapa anadolu öğretmen lisesi'nin geniş koridorlarından, şekilli zemininden faydalanıyorsunuz. üstüne üstlük 2,5 saatlik dizi yapıp hayattan soğutuyorsunuz oyuncusunu da, set ekibini de, seyircisini de. ibret alın lan azıcık.
diyorum ki, 8 sezon daha olsa izlerim. cansın haus.