hani arkadaşlarınızın "ya bir oku çok seveceksin, acaip bir kitap" diyerek size kakalamaya çalıştıkları bestseller kitaplardan bir tanesini istemeye istemeye gider alırsınız ya, sonra okumaya başladıkça suratınızda memnuniyetsiz bir ifade baş gösterir. gözlerinizi devire devire, karakterlerine saydıra saydıra okursunuz ama elinizden de bırakmazsınız bir türlü. bir çeşit hırs yaparsınız, "acaba sonunda nasıl bir saçmalığa bağlayacaklar bu teenage hikayeyi" dersiniz, arkadaşınızın neye bu kadar ayılıp bayıldığını bulmaya çalışırsınız ( mütemadiyen ararsınız çünkü arkadaşınızın salak olmasını ona yakıştıramaz "ben birşeyi kaçırıyorum herhalde" der kendiniz salağa yatarsınız ). işte al o kitabı diziye çevir, karşında true blood.
allahın belası seks perisi sookie, 16. yy kont uşağı bill, hayattaki tek felsefesi "üzme tatlı canını, okşa patlıcanını" olan jason, onun kezban sevgilisi jessica, osuruğundan tırsan büyücü lafayette, acıların kadını "böyle mi olacaktı" kadrosundan devşirme evlat olsa sevilmez tara, mahallenin karılarına göz dikmiş beceriksiz muhtar andy. karakterlere bak !
eric, pam hatta sam'i bu embesillerden ayrı tuttum farkındaysanız. sam aile babası kontenjanından köşede iken eric ve pam tamamiyle karizma kontenjanından diziyi kurtarıyor. bitsin diye bekliyorum. sırf sonunu izleyeceğim eric, pam ve sam'e ne oldu diye.