2 temmuz 1993 sivas katliamı

entry1349 galeri video16
    90.
  1. TARiH: 2 Temmuz 1993. Yer: Sivas/Madımak Oteli. Saat 13.30. Madımak Otelinin lobisi kalabalık. Lobidekiler, yarım saat sonra Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında Kültür Merkezinde başlayacak Arif Sağ konserine gitmek için son hazırlıklarını yapıyor.

    Carina Thuijs, aynı odada kaldığı Yasemin ve Asuman Sivri kardeşleri bekliyor. Bu arada lobidekileri izliyor.

    Herkesin kendisine gülümseyerek bakması çok hoşuna gidiyor. Hollandadaki çekingenliği üzerinden atmasına, insanlarla rahat diyalog kurmasına kendisi de şaşırıyor.

    Oda arkadaşları Yasemin ve Asumanın merdivenlerden inişini görüyor; el sallıyor onlara.

    Carina,
    Leiden Üniversitesi Kültürel Antropoloji Bölümü son sınıf öğrencisiydi. Bitirme tezini, sınıf arkadaşı Maryze Schoneveld ile birlikte hazırlayacaklardı. Tezlerinin konusu: Türk kadınları arasındaki ilişkilerin nasıl yapılandığı; nelerle uğraştıkları ve aile içindeki rolleriydi.

    Maryze, Hollandada yaşayan Türk kadınlarını; Carina ise Türkiyedeki kadınları araştıracak, sonra karşılaştırma yapacaklardı. Bu konuda kendilerine yardım edecek kişi aynı şehirde, Doetinchemde yaşayan bir Türk, Rahmi Sivri idi.

    Rahmi Sivri, Carinayı Ankara Dikmende yaşayan akrabaları Sivri Ailesinin yanına gönderdi. Oteldeki Yasemin ve Asuman, bu ailenin kızlarıydı.

    Yasemin Sivri, 18 yaşındaydı ve Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünde okuyordu.

    Asuman Sivri ise 16 yaşındaydı; lise 2. sınıfta öğrenciydi. ikisi de Pir Sultan Abdal Derneğinde görevliydi. Yasemin, derneğin kütüphane sorumlusu, Asuman ise semah ekibindendi.

    Yasemin ve Asuman, "Sivasta su bulamazsın, aç kalırsın, yatacak kalacak yer bulamazsın" diyorlardı.

    Carina, "Siz ne yerseniz ben de onu yerim, siz nerede kalırsanız ben de orada kalırım" diyordu sürekli.

    SAAT 14.00

    Carina;nın el salladığını gören Yasemin ve Asuman ona doğru yürüyor. Asuman telaşlı; Carinaya "Telefon geldi mi" diye soruyor. Hayır. Oysa ağabeyi Yalçın Sivri saat tam 14.00te arayacağını söylemişti. Yoksa haber tatsız mıydı; ondan mı aramıyordu? Yasemin kardeşini sakinleştiriyor: "Arar merak etme."

    O sırada lobiye Aziz Nesin geliyor.

    Herkes hazır; konsere giTlmek üzere otelin kapısına yöneliyorlar.

    Dışarıdan slogan sesleri gelmeye başlıyor: "Müslüman Türkiye"... "Kahrolsun Laikler"...

    Cuma namazından çıkan 500 kişilik grup taşlar sopalarla konserin yapılacağı Kültür Merkezine saldırmaya başlamıştı.

    Konseri izlemeye gelenler karşılık verince çatışma çıkmış; polis grupları zor dağıtmıştı. Ancak, konsere gelenler dağıtılırken, saldırganların hedefinde Madımak Oteli vardı.

    Oteldekiler dışarı çıkmıyor. Ortalığın sakinleşmesini bekliyor.

    Konserin iptal edilmesi canlarını sıkıyor. Basın bildirisi hazırlayarak yasaklamayı kınamak istiyorlar. O sırada polis otelin önünü kuşatmaya alıyor. Kalabalık otelin önüne kadar geliyor.

    SAAT 15.30

    Carina ilk kez tedirgin oluyor. Çünkü sürekli gülen insanların yüzü ilk kez asılmaya başlıyor. Salonda gerginlik var.

    Sorduğunda, "Türkiyede olur böyle şeyler, aldırma" diyor arkadaşları. "Birazdan biter."

    Biteceğe pek benzemiyor. Saldırganlar otele girmeye çalışıyor. Yönetmen Erdal Ayrancı, Ozan Hasret Gültekin, Şehir Planlamacısı Muammer Çiçek, üniversite öğrencileri Serkan Doğan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt otelin giriş kapısına masa ve sandalyelerden barikat kurmaya başlıyor.

    "Yaşlılar, çocuklar yukarıya çıksın!" deniliyor.

    Carina, Yasemin ve Asumanla odasına çıkıyor. O sırada otele ilk taş atılıyor. Ardından yüzlercesi mermi gibi yağıyor. Odadan kaçıyorlar. Otelin tüm camları birkaç saniye içinde kırılıyor. Carina herkes gibi koridorda taşların durmasını bekliyor sessizce.

    SAAT 16.30

    400 yıl önce Pir Sultanı taşlayanlar, o gün dirilmişti sanki...

    Bağırıyorlar: "Kanımız aksa da zafer islamın..."

    Arif Sağ sürekli telefonla Ankarayı arıyor; yetkilileri haberdar ediyor. Yanıt hep aynı: Korkmayın, askerler geliyor!

    Bir avuç polis, kalabalığı otele sokmamak için var gücüyle çabalıyor.

    Barikatların arkasında bekleyenler, saldırırlarsa ne yapacaklarını konuşuyor. Herkesin elinde fırça sapı, süpürge sapı, sandalye ayağı var. Kimsenin aklından yangın geçmiyor...

    SAAT 17.30

    Carina, ekipteki kızlarla birlikte koridorda oturmayı sürdürüyor.

    16 yaşındaki lise öğrencisi Özlem ve 17 yaşındaki üniversite öğrencisi Nurcan Şahin kardeşlerle sohbet ediyor.

    Aynı anda Özlem, çantasından çıkardığı rengárenk iplerle üniversite öğrencisi 19 yaşındaki arkadaşı Handan Metinin saçını örmeye başlıyor.

    12 yaşındaki Koray Kaya, başını ablası 17 yaşındaki Menekşe Kaya’nın dizine koymuş, hiç sesini çıkarmadan yatıyor. O sırada yanlarına karikatürist Asaf Koçak geliyor; mızıka çalıyor.

    SAAT 18.30

    Kalabalık yedi saattir otelinde önünde. Bir anlık öfke olamaz bu. Kime, neden bu kin?

    Kültür Merkezi önündeki Ozanlar Anıtı yıkılarak otel önüne getiriliyor; parçalara ayrılıp otele fırlatılıyor.

    Mustafa Kemalin "Cumhuriyeti biz burada kurduk" dediği kongre binasının önündeki büstü tahrip ediliyor.

    SAAT 19.30

    Kalabalık, içerdekilerin kellesini istiyor! Eşit olmayan bir savaş bu. Otelin lobisindeki telefon susmuyor. Olayların çıktığını öğrenen bazı aileler çocuklarını merak ediyor, çırpınıyor yavruları için.

    Yalçın Sivri, saatlerdir aradığı otelin telefonunu nihayet düşürebiliyor. Kız kardeşi Asumanla konuşmak istediğini söylüyor."Biz aradığınızı söyleriz" diyor oteldekiler. Ağabey Yalçın, "Söyleyin kardeşime karnesini aldım; takdir almış" diyor.

    Asumanın bütün gün beklediği haber nihayet gelmişti; sınıfını takdirle geçmişti.

    Sevinçli haberi aldı mı, bilinmiyor.

    Çünkü...

    Saat tam 19.50de otelin elektrikleri kesiliyor...

    Sonra... Duman kokusu...

    Ardından... Kavurucu bir sıcaklık...

    Ve alevler...

    Gençlerin, çocukların çığlıkları yeri göğü inletiyor. Karanlığın içinde herkes bir yana savruluyor.

    Carina, terasa ulaşmak isteyen semah grubunun arasında.

    Carina ile birlikte o koridorda oturan semah grubunun gencecik kızları; Yasemin, Asuman, Belkıs, Handan, Gülsüm, Gülender, Huriye, inci, Menekşe, Nurcan, Özlem, Sehergül, Serpil, Yeşim... Hiçbiri kurtulamıyor.

    Madımak Otelinin 109 ve 110 numaralı odaların pencerelerinden karşı binaya geçiş vardı. Buradan kaçan 31 kişi kurtuldu. Kendini eşiyle birlikte otelin boşluğuna atan Yazar Lütfiye Aydının trajik hikáyesi bugün hálá sürüyor...

    ALEVLER giderek yükseliyor.

    Herkes çığlık çığlığa can derdinde.

    Lütfiye Aydın yangından kurtulmak için, eşi Avukat Cafer Can Aydınla birlikte kendini otelin apartman boşluğuna bırakıyor.

    Bağırıyorlar. Bağırıyorlar.

    Güçleri bitiyor. Dumandan zehirlenip bayılıyorlar...

    itfaiye araçları otele ulaşmak istiyor. Göstericiler, araçların tekerleklerinin önüne yatarak engellemek istiyor.

    Polis havaya ateş açıyor.

    Yangın söndürme çalışmaları nihayet başlayabiliyor.

    itfaiye yangını söndürürken, otel boşluğunun üzerindeki camlar patlıyor; kızgın camlar, yerde baygın yatan Lütfiye Aydının üzerine yağmur gibi yağıyor...

    Gece 01.00. Yangın tamamen söndürülüyor.

    Otelden 35 ölü çıkarılıyor.

    Duvar dibinde olduğu için camların pek değmediği Cafer Can Aydın kendine gelir gibi oluyor. Güçlükle dışarı çıkıyor. Bir polis onu görüyor, "Başka yaşayanlar var mı" diyor.

    Eşi Lütfiye Aydının adını söylüyor, bayılıyor.

    Otel hálá tütüyor.

    Ve otelden en son Lütfiye Aydın çıkarılıyor...

    Polis, Lütfiye Aydının öldüğünü düşünüyor. Bir kamyonetin arkasına koyup hastane morguna kaldırıyor.

    Cafer Can eşinin öldüğüne inanamıyor. Sabaha karşı morga gidiyor güç bela.

    Doktordan rica ediyor; son kez bakması için. Doktor "Sivri bir şey var mı" diye soruyor. Kalemini veriyor. Kalem Lütfiye Aydının ayağına batırılıyor. Tepki veriyor; yaşıyor...

    Aradan birkaç saniye geçiyor, Lütfiye Aydın sayıklıyor: "Ce... ce"

    Eşi tamamlıyor: "Ceren... Ceren..."

    Ceren kızlarının adı.

    Cafer Can hem kızının adını "Ceren, Ceren" diye tekrarlıyor, hem de haykıra haykıra ağlıyor.

    Lütfiye Aydın kurtulmuştu. Ama bu kurtuluş hiç de kolay olmayacaktı...

    Lütfiye Aydının vücudu ağır derecede yanıktı.

    Önce Sivasta tedavi görüyor; daha sonra Ankarada GATA Yanık Merkezinde.

    Olaydan üç gün sonra 5 Temmuz günü gözünü GATA Yanık Merkezinde açıyor.

    Ne güzel tesadüf; 5 Temmuz kızları Cerenin doğum günüydü; 17yi dolduruyordu.

    O gün, 35 gün sürecek zorlu tedavi sürecine başlıyor doktorlar. Ölü derileri tek tek soyuluyor. Yatağı bir küvet oluyor.

    Konuşmakta zorlanıyor. En yakınlarını dahi tanıyamıyor.

    Cumhuriyet Pazar Bulmacası çözme alışkanlığı vardı. Hastanedeyken sürekli "Bana bulmacamı getirin" diyor. Nedense bir türlü getirilmiyor bulmaca. Sonunda bir gün getiriyorlar. Dünyalar onun oluyor. Kalemi eline alıyor ve öylece kalakalıyor. O da ne; harfler birbirine giriyor. Zorluyor zorluyor olmuyor. Okuyamıyor.

    Gazeteyi neden getirmediklerini anlıyor...

    Aylar sonra hastaneden taburcu oluyor.

    Evine gelir gelmez, odasının perdelerini kapattırıyor. Günlerce çıkmadan o karanlık odada tek başına yaşıyor.

    Eşi ve kızının büyük çabasıyla, günlerce verdikleri mücadele sonunda hayata dönüyor.

    Edebiyat öğretmeni, Yazar Lütfiye Aydın, okuma yazmayı yeniden öğreniyor.

    Zamanla, odasından, evinden çıkmaya başlıyor. Sokakta, haline bakıp soranlara, "Trafik kazası geçirdim" diyor. Yalan söylemiyor aslında; çünkü öyle biliyor. Ne Sivası, ne Madımak Otelini, ne de yangını hatırlıyor.

    Bir gün odasından katıla katıla ağlama sesi geliyor.

    Anımsıyor, tüm olup biteni...

    Hemen bir daktilo istiyor; yazmak istiyor. Yazarsa belki arkadaşlarını, gencecik çocukları geri getireceğini düşünüyor. Oturup yazmaya başlıyor. Sekiz saat sürüyor yazması; yarım sayfa ancak yazabiliyor.

    Pes etmiyor. Yazmayı bırakmıyor.

    Lütfiye Aydın, bugün zor yazıyor ve güçlükle konuşuyor

    Onun için Madımak yangını hálá sürüyor.

    Ya sizin için...
    alıntı yapılan link: http://hurarsiv.hurriyet....ter/haber.aspx?id=6810704
    17 ...