Komunistler kadar faşist değildirler, çünkü ülkülerinden bir insan kasabı stalin çıkmamıştır, bir bebek katili mao çıkmamıştır, daha doğmamış bebeği anne karnında öldüren bir apo çıkmamıştır.
--spoiler--
Yavuz ırkçı ev sahibini bastırıyor!
Varlığı, fetihler ve dolayısıyla başka kavimlerle temasla geçen Türk milletinin başka toplulukları izole edeceği getto ları hiç olmadı... Zamanında o küçük sömürgeci Belçikaya verilen Ruandadaki gibi ırmaklarımızdan insan ölüleri akmadı...
Başka devletlerin kimlik bile vermediği, insan yerine koymadığı kavimlere biz Paşalıklar verdik... Kılıcımızın en keskin olduğu zamanda bile adaletten ayrılmadık... Hiç gaz odalarımız olmadı; saf ırk yaratacağız diye insanların gözlerine şırıngayla ilaç vererek, onları mavi gözlü yapmaya çalışan Doktor Mengelelerimiz de...
Neslin sağlıklı devamı için hasta, sakat ve zayıfların öldürülmesi gerektiğini savunan filozof ve bilim adamları yetiştirmedik, Batılılar gibi... Amerika kıtasını keşfettikten sonra yaptıkları katliamları onların insan bile sayılamayacak kadar ilkel oldukları gerekçesine sığdıracak çapta aşağılık tecrübemiz hiç olmadı...
Azteklerin, Mayaların, inkaların mirası nerede? Kızılderililere ne oldu? Brezilya haricinde, Meksikadan Arjantinin güney ucunu kadar Orta ve Güney Amerika neden ispanyolca konuşur? Bu dilin fonetik yapısına bayıldıkları için mi? Ya da 190 milyonluk koca Brezilya, neden eskinin namlı sömürgecilerinden 10 milyonluk Portekizin dilini konuşur?
Fatih Sultan Mehmet bütün Haçlı tarihi boyunca eşine rastlanamayacak Bosna Kanunnâmesini çıkardığı devirde, Batının sömürgecilik ve ırkçılık ruhu pusuda baş kaldırmayı bekliyordu... Biz ise nizam-ı âlem derdindeydik... Önceliğimiz her şart altında adaletti...
Aman dileyene hiç vurmadık, yardım isteyen bütün mazlumlara elimizi uzattık... Bazen de Yarın canımıza batar mı, batmaz mı diye hesaplamadan kıymıkları kucağımızda taşıdık... Öyle komplekssiz ve rahattık ki, fethettiğimiz şehirlerin isimlerini bile değiştirmedik... Cami, köprü, kervansaray yaptık ama kale yapma ihtiyacı pek hissetmedik...
En acımasız, en vahşi saldırı altındayken bile biz kalmayı becerdik... Biz Çanakkalede düşmanımıza su verirken, savaşta esirlere ve sivillere nasıl davranılacağını kurallara bağlayan Cenevre Sözleşmesinin imzalanmasına daha 35 yıl vardı...
Önceki yüzyılın başında coğrafyasının her tarafında yangınlar çıkarılırken, o yangınları bir mezalime çeviren etnik unsurların istanbuldaki soydaşlarından intikam almayı aklımızdan bile geçirmedik, ne Ermeniden, ne Bulgardan, ne Rumdan...
Sefarad Yahudilerine ispanya dar edilirken de biz vardık el uzatan, 1991 Körfez Savaşında Saddam Hüseyinden kaçan Kürtleri topraklarında misafir edip, ekmek paylaşırken de... Şu çağda bile Güney Asyalı veya Afrikalı kaçak mültecileri topraklarına ayak basmadan imha etmek için Adriyatikte veya Egede kurşunlayanlara hiç benzemedik...
Türklerin hâkimiyeti altındaki topraklar, tarih boyunca zulüm altında kalan ve kırılmakta olan kavimlere sadece misafirhane değil, yurt oldu; Çarlık Rusyasının kırımından kurtulmak için Kafkaslardan göçmek zorunda kalanlar gibi... Geleni ayırmadık, ötelemedik, paylaştık, yoldaş olduk, kardeş olduk...
Ahali eğlensin diye maymunlarla aynı kafeste gezdirilen Pigmelerimiz de, Aborjinlerimiz de olmadı... Zenci kelimesinin Türkçe karşılığı hiç türetilmedi... ingiltereden Bulgaristana kadar yayılan taraftar ırkçılığı bizim sahalarımızda hiç görülmedi, küfrün her türlüsü akla gelirken bile kimseye siyah olduğu için hakaret edilmedi, maymun sesi çıkarılmadı, futbol sahalarına muz kabuğu atılmadı...
Atılamazdı, çünkü tarihimizde, siyahların su içeceği ayrı musluklar yoktu, sonra eşitlik sağlıyoruz diye, siyah bir öğrenciyi üniversiteye kabul edip, sandalyesini sınıfın dışına koyarak, ders dinleme hakkı verilen Oklahoma örnekleri hiç yaşanmadı...
Irkçılıkve sömürgecilik ancak güçlüyken hayata geçirilebilen kavramlar... Biz en güçlü zamanımızda bile bu kavramlardan uzak durduk, hak ve adaleti esas aldık... Tarihin gördüğü en kanlı iki savaşı topraklarında başlatanların ideolojisidir, ırkçılık ve sömürgecilik...
Ama kaderin garip tecellisi şimdi siyasî lejyonerler tarafından hesaba çekiliyoruz, Irkçılık yapmayın diye... Bu çerçevede, Türk kavramını anayasadan çıkarmaya, Türkçenin altını oymaya, parçalanmaya itilmek isteniyoruz...
Açık açık Türk ve Türkçe düşmanlığına dayalı örtülü ırkçılığın ve tam anlamıyla gerçek bir asabiyyenin tehdidiyle karşı karşıyayız... Bu kadar müşfik, bu kadar komplekssiz ve bu kadar hakka riayet eden bir milletin adı eğer hedef tahtası haline getiriliyor ve bundan rahatsızlık duyanlar ırkçılık la suçlanabiliyorsa, bunun tek bir anlamı vardır: Yavuz ırkçı ev sahibini bastırmaktadır...
Başka bir şey değil, olsa olsa hayalî ırkçılığa karşı adı konulmamış kontr-ırkçılıktır bu...