psikoloji'nin ilk tanımı, insan zihninin yapısının incelenmesi biçimindeydi. insan zihnini gözleyebilmenin olanaksızlığı karşısında psikologlar, psikolojiyi "gözlenebilen davranışların bilimsel incelemesi" biçiminde tanımlamışlardır. psikanaliz; zihinsel süreçlerin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları, psikoloji çerçevesinde gözlenebilen davranışları "serbest çağrışım" metoduyla ortaya çıkarmaya çalışan insan psikoloji'sini Psikanalitik yöntem ile tanımlamaya yöneliktir.
psikanaliz'i cinsellik kavramı üzerinden yorumlamak yerine genel olarak, toplumsal açıdan yorumlamak daha kapsayıcı ve anlaşılır olacaktır. şöyle ki; insanlar arasındaki düşünce farklılıkları varlığın kendisini tanımlayacağı safha'da, ilk önce bireysel bir yapının çatısı altında içselleştirmesine yani 'ben' olgusuna kadar indirgetir yalnızlaştırır, din'ler ve kültürler arası farklılıklar'da ise toplumsal bölünmelere kadar gider. bu bağlamda 'dayatmacı ve tutucu' pozitivizm anlayışından uzak düşünülmesi daha faydalı sonuçlar verecektir. psikanaliz, "dayatma veya suçluluk artırmada iyi bir tedavi yöntemi değildir, bu dayatma 'stres'i tetikleyen başlıca faktördür. psikanaliz'in ana faktörü ise direnç analizidir" kişilerin yararlı tetkikler açısından; rahat ve stresten uzak bir halde, aklına gelenleri söylenmesi istenir. suçluluk hissi izafi bir duygudur, pozitivist yaklaşım psikanaliz tetkikler'de sonuç vermez, aksine tinsel travmaları tetikleyen sonuçlar doğurur, ki bu pozitivizm'in başlıca tanımıdır. ayrıca buradaki Paradoks bu ayrımı anlamakta zorlaştırıyor.
insanların psikanaliz'i freud saçmalığı diye tanımlamaları ve bundan uzaklaşmalarının başlıca nedeni, pozitivistçi sosyologların ideolojik emellerine-saplantılarına, bu kuramı alet etmelerinden dolayıdır. bu doğrultuda analizlerini ideolojik saplantılar üzerinden kurgulamaları bu kutuplaşmayı daha anlaşılır hale getiriyor. bilimin zihni doğrudan gözleme olanağı yoktur, pozitivist bilimcilerin bu boşluğu evrim teorisine kadar bağlamaları ve natüralizm bakışıyla değerlendirmeleri toplum içinde bilişsel çelişkiye ve toplumsal sorunlara ve bölünmelere yol açar. sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde ise yüzeysel değil tüm unsurlarıyla indirgemecilik kavramıyla ele alınmalı, şayet; deneycilik'te "insan zihni boş bir levha gibidir." freud ise bunun aksini iddia eder. insan zihni ideolojik saplantıların deneyi haline dönüştüğünde, insana faydalı bilimsel çalışmalar anlaşılmaz ve toplum arasında içinden çıkılmaz kaos halini alır. canlı varlıklar ile ilgili dengeler hassas ve ideolojiden uzak tarafsız bilimsel analizlerle açıklanmalıdır.