martı sever yazar.
akşamları işten çıkıp martılara gün içinde yenmeyen ekmekleri, pastanede kalan simitleri filan götürüp hiç üşenmeden atıyor. yaz kış dinlemiyor, durduramıyoruz yani.
geçen gün yanına gittim baktım sahilde yine martıları besliyor. arkasından gidip korkutayım, şaka olsun dedim. yaklaştım yaklaştım tam 2 metre kala arkasına bir döndü ve hiç ummadığım bir hakarette bulundu bana; yüzüme simit fırlattı.
ayıp lan dedim, şaka yapacaktım kötü bir niyetim yoktu, neden eline geçen ilk şeyi fırlattın ya taş filan olsaydı ne yapardım ben.
olm dedi ben onu sen arkamdan gelip korkutacaksın diye atmadım ki, ya niye attın dedim?
senin kaşlar kalın ve birleşik ya bir anda dönünce kaşlarını martı sandım dedi.
o gün bugündür aramız yok, bir daha kaşlarım yüzünden ölüm tehlikesi de geçirmek istemiyorum, aldırsam da hibinalara benzemekten korkuyorum. valla çok daraldım.
onun dışında; gördüğünü çalan hakemler vardır ya, bizimki de ondan işte. gördüğünü yazıyor ve asla perde arkasındaymış gibi davranmıyor. bir kere dürüst; net.
sonra dert ortağı, dinliyor, ciddiye alıyor, çözüm üretiyor. herkese böyle bir arkadaş lazım, ben bu türe gerçek insan diyorum.