öncelikle süleymaniye kurufasülyecisi ali bey'in bana verdiği bu mühim sırrı ifşa ettiğim için özürle girime başlıyorum.
efendim, bilenler bilir süleymaniye kurufasülyecisi pek meşhurdur. ıstanbul'a gelip de (dikkat edersen "ıstanbul" dedim.) bu şehirde yaşayıp da bu lezzet menbaını ziyaret etmeyen yok gibidir.
bir asra yakın bir zamandır lezzet ve kalitesinden ödün vermeden midelere bayram ettiren bu kurufasülyenin sırrı nedir? pek çok kimse "fasülyenin cinsi" der, bazısı yağından olduğunu iddia eder, kimi de özel bir baharat terkibi konduğunu söyler durur.
fakat aslında hiçbiri değildir.
olayın aslı şu. ikinci cihan harbi sırasında et çok pahalanmış. kurufasülyeye et bulamaz olmuşlar. ali bey'in aklına kasaptan sakatat almak gelmişse de onlar dahi ateş pahası olmuş. sadece eşeğin -afedersiniz ama- sikini almaya güç yetirebilmiş. neyse kasaptaki sekiz-on kadar eşek penisini alarak lokantasına gelmiş. bir güzel temizleyip rendeleyerek yemeğe katmış. bir de ne olsun? yemekte başka bir tat, başka bir koku, başka bir aroma... ne eşi var ne benzeri. kısacası yokluk, muhteşem bir lezzetin doğuşuna vesile olmuş.
bu başarılı tecrübenin ardından kurufasülyecimiz bu lezzet iksirini yemeğe hep katmış. fakat eşeğinkinin yetişmediği zamanlar da bazen katır ve atın -erkek olanlarının- tenasül uzuvlarını da katıyormuş. aralarında lezzetçe hiçbir fark yokmuş.
şimdi aranızda tiksinenler olabilir. o arkadaşlara kokoreçin de barsaktan yapıldığını hatırlatıyor, bu müthiş lezzetin keyfine yoğunlaşmalarını istirham ederek girimi sonlandırıyorum.