rahmetli feyzi akkaya, kendisi de bir nurdu ya! yine de nurlar içinde yatsın! çimentonun tozunu, onun kitapları eşliğinde yuttum ben.
bir gün koşuyolu'ndaki ofisinde çalışırken, paldır-küldür içeri gazeteciler girmiş. sekreter hanım kızımız peşlerinden koşmuş ama bilirsiniz, kafaya koydukları şeyi illaki yaparlar, gazetecilerden kaçılmaz.
neyse efendim! demişler ki "feyzi bey, biz sizin hayat hikayenizi kaleme almak istiyoruz. şöyle! renkli bir kişiliksiniz, böyle! takdir edilen insansınız falan-filan". üstad-ı muhterem, ileri hipermetrop yarım gözlüklerinin üzerinden gazetecileri şöyle bir süzmüş ve " kimse okumaz!" demiş. "neden ama" diyecek olmuşlar. o her zamanki dinginliği ile eliyle 'sakin...sakin...' işareti yaparak;
"bakın!" demiş "bir mühendisin yaşamı, mühendisten başka kimseyi cezb'etmez, kimseye hitap etmez. bizlerin güldüğü şeyler, halkı güldürmez. halkın güleceği şeyleri de zaten biz yapmayız, yapamayız! yetiştirilme tarzımızdandır bu, ki artık mizacımız haline gelmiş, yapımıza işlemiştir.
ciddiyet, adeta suratımıza yapışıp kalmıştır. neden mi? içinde oturduğunuz evler, kullandığınız otomobiller, uçtuğunuz uçaklar, hatta mutfakta kullandığınız mikserler bile tekniğine uygun ince hesaplarla yapılmazlarsa, insan hayatına kast eden kontrolsüz canavarlar haline gelirler. eğer! meşguliyetiniz insan hayatıyla alakalıysa bu iş ciddiyet ister. yani, o sebeple komik değilizdir pek! güldüremeyiz öyle ulu-orta herkesleri.
buna mukabil, birbirimizi çok iyi güldürürüz. yakası açılmadık küfürler edilir bizim camiada. bildiğiniz gibi değil ama örnek istemeyin vermem! çünkü 'kızım amcalara bir şarkı söyle' der gibi söylenmez küfür. küfür edince, attığın taş deliğine oturacak, başka türlü manası olmaz."