özgür gümüşsoy

entry26 galeri
    21.
  1. Birde şoyle bir şiiri var ki;

    Merhabamız bile yok henüz sizinle
    Ilk karşılaşmamızda hani o izbe otobüs durağında
    Saçlarınız, evet onlar birer doğu söylencesiydiler
    Diyarbakır kalesinin sarp surlarından aşağıya
    Bildiri mahiyetinde atılmıştılar sanki kentin çilden çocuklarına
    Gülümsenmiş, eve heyecanla götürülmüş birer armağandılar
    Devletin kendisini affettirme çabasıydı biraz da
    Caddenin karşısına geçerken tökezleyen o kız çocuğuna
    Şefkat duygusunun tanımı sayılabilecek denli tebessümünüz
    Yüzünüzde çok bilindik bir türkü, ah neydi tam da dilimin ucunda
    Heh buldum nihayet!
    Vefalı bir turna sürüsünün semaya dağılışıydı yüzünüz…
    Göçebeliğinizden ötürü belki de hep o mahcup ifade
    Size adres soranlara inatla “Buraların yabancısıyım…” diyordunuz
    Lakin bir kadın çehresine yalan ancak bu kadar yakışabilir!
    Çünkü siz aslında bu keşmekeşi avucunuzun içi gibi biliyordunuz
    O ufacıcık ellerinizle koskoca dünyama çekidüzen veren sizdiniz
    El pençe divan duranlarınız, el öpenleriniz çok olsun!
    Yakınlarınıza ırak durmam, durmadan ötekileşmem gerekiyor madem
    Mümkün tabii sizi uzaktan uzağa da sevebilirim
    Kilometre falan da tanımam ne münasebet
    Bazen diyorum çağırsaydınız, bazen de neyse neyse
    Sesiniz birbirini tedavi eden iki nehrin vedalaşma anı misali
    Kırılgan biraz, inceden sitem barındıran ve de tedbirsiz
    Ille de duymayı arzu ederseniz size hatırlatırım ki;
    Tanrının en arsız çığlığına yankı da olsanız siz
    Dilerseniz her fırsatta, ruhumu sağır edercesine susabilirsiniz!

    Sır bu bakın, sakın gidip de kendinize laf yetiştirmeyin
    “*O kadar çok sevdim ki resmini
    Işte bugün konuştu benimle…” diyor ya o şarkıda
    Ben de daldım gittim sizin deklanşör cinayeti bakışlarınıza
    Fotoğrafınız kuşkusuz, en ağır yüktü duvarımın sırtında
    Kaldıramadı bu laubali ev yokluğunuzun en ciddi belgesini
    Hiç haberiniz olmadı bundan, olmamalıydı da
    Ben sizin ömrünüzü kare kare yaktım, anbean dondurdum!
    Tıpkı ecel terleri döken bir yılan gibi, son anımı irisime kaydettim
    Piksel kalitesi düşük delilim sayesinde katilimi iftiharla sundum!
    Gözlerinizde bir sevdayı gençken katletmenin haklı gururu
    Erkenden inen gaddar bir giyotinin ışıltısında gözleriniz
    Ben hep idam öncesi “Özgürlük!” naraları atan mahkûmunuz
    Feshedilen antlaşmalarla ganimet hakkından olan savaş mağdurunuz
    Kutsal kabul ettiğiniz, kasıklarınıza törenle gömülen mahdumunuz!
    Toprak olanlarım adına sizi temin ederim ki;
    Siz dilerseniz, tek düşünüzü dahi kaderine terk edebilirsiniz!

    Gidişiniz; özümdeki yaram’az çocuğun, harçlıklarından artırarak aldığı pamuk şekerini hayal kırıklarıyla kaplı olan bir zemine düşürdüğü o talihsiz an…

    Ve hiç merhabamız olmadı sizinle!
    Galiba ben o belediye otobüsünü ölene dek kaçıracağım
    Bu, aslen hiç gerçekleşmemiş olan aşk hikâyesi de
    “Malum şahıs görüş alanına girdi.” esprisini hâlâ yapabilen gişeciyle
    Şu bir türlü kısa tutamadığım bilet alışverişinde kalacak hep…

    Olsun. Yinelemekte fayda var;

    Sizi ben, uzaktan uzağa da pekâlâ sevebilirim!

    Özgür Gümüşsoy
    0 ...