krzysztof kieslowski bir masal anlatmayı vaadeder izleyicisine bu filmde. masal kadar koyu sisli , masallardaki gibi ışık oyunlarına sahip, ve tüm o koyu masalı güzelliğiyle, saflığıyla aydınlatan bir prenses irene jacob.
veronique sorar kuklacıya ''neden aynı kukladan iki tane yaptın?'' cevap şöyledir: ''çünkü bu kuklaları gösterilerimde çok yoğun kullanıyorum, kolaylıkla hasar görebiliyorlar''.
kuklacı hikayesinde ikili bir yaşamdan bahseder. bir tanesinin küçücük bir kızken sobada elini yaktığı ve diğerinin bundan bir kaç gün sonra elini sobaya uzattığı ama dokunmadığı anlatır. üstelik yanacağını tahmin etmediği halde...
polonya'daki veronique belkide fransa'da yaşayanının kullanılan aşındırılan kukla ikiziydi. diğeri ise onun yaptığının aksine, kalbine rağmen müziğe devam etme riskinden vazgeçti tıpkı soba metaforunda olduğu gibi.
veronique bankta can çekişirken teşhirci yaşlı amcanın mesleğini icra etmesi gerçekten çarpıcı bir sahne olarak hep aklımda kalacaktır.
filmin son sahnesinde veronika'nın yaşlı ağaca dokunuşu da aslında kendisinden önce oyulmuş olan kukla ikizine bir göndermeydi bence.
--spoiler--
film kadar güzel olan müziklerin yaratıcısı ise ayrı bir dünyadır: (bkz: Zbigniew Preisner)