ilk defa bir konferansta kendisini yakından tanıma fırsatı bulduğum akademisyen... kütüphanemde duran, fakat okumadığım, bilinmeyen osmanlı isimli eserin müellifiymiş. sonradan fark ettim. ve kendisinin hitabetine şahit olduktan sonra, eserini okumadığım için de bir parça hicap duyduğumu itiraf etmem gerekiyor.
samimi bir kişiliğe sahip olduğu kısa sürede farkedilecek türden bir insan. diyarbakır çüngüş'lüymüş. konuşmasının girizgahında, üç tür düşmanımız olduğunu belirtmesi ve bunları da, cehalet, ihtilaf ve fakirlik olarak sıralaması, bana bediüzzaman'ın kürtlere vasiyetini anımsattı... ama sadece anımsattı. konuşmasının ilerleyen bölümlerinde, bediüzzaman'ı tekrar zikretmesi sonrasında, çağrışımların boşuna olmadığını anlayıp, bediüzzaman'dan esinlendiği kanaatine vardım. ki nitekim öyleydi...
konferansın genel itibari ile nasıl bir etkisi oldu diye sorulacak olursa, tabiki müsbet bir tad bıraktığı rahatlıkla söylenebilir. bütün ilim uğraşanlarında gibi kendisi de, ölümün karşısına oturtulduğu vakit daha anlamlı duran bir hatıra edinmemize vesile oldu...
konferansta anlattığı, espri olsun diye söylenmemiş, lakin esprisi olayların doğasından kaynaklandığı için tebessüm ettiren ilginç anekdotlardan sonra, eserlerini okumaya niyetlendiğimi de ifade etmeliyim.