zordur ve zorunlu hissedersin. sevemezsin ki kimseyi başka. el mahkum tek elden yüklenir gönlün sadece bir tarafa.
sen onu çok seversin, o seni hiç sevmese de. kokusunu özlersin bulamazsın yanında. nerede bilmek istersin kapılar yüzüne kapanır. çok da zorlamak istemezsin ama bilirsin ki öylece durmak da çare değildir.
hani dışarıdan bakılınca da kötüdür durumun. anlatamazsın ki kimseye. çünkü kimse senin gözünden onu göremiyor.
diyemezsin ki onun kanatları var uçabilir. diyemezsin ki 600 küsür sayfa kitap yazsa da içine düştüğün boşluktan seni kurtaramayan Allah'ın yanında onun iki kelimesi yeterli olacaktır.
zordur zordur diyorum ama iyi yanları da var. vücuda ne salgılatıyor bilmem ama sabah 7'den beri iki dilim ekmekle durabiliyor insan gün sonuna kadar. yiyecekten sağladığın ekonomiyi sigaraya verdiğin parayla nötrlüyorsun ama. yani toplamda herhangi bir ekonomikliği yok.
merakla, hüzünle geçen günler göz yaşıyla ıslanan yastıkla son buluyor. en güzel anların rüyaların oluyor böyle zamanlarda. anne sesi kadar güzel rüyalar görebiliyorsun. ama uyanıp da yüzünü yıkamaya gidince, ayna gösteriyor bütün gerçekleri. patates gibi bir kafa, kızarmış ve altları çökük gözler, çaresiz bir surat.
hani kaptanların günlükleri vardır ya. tam gemi batarken son yazdıkları. gemi su alıyor. batıyoruz. işte ben de tam oradayım. beynimin her nöronu arada geliyor diyor ki bitiyoruz kaptan. çöküyoruz. durduramıyoruz. işte ben de her kaptan gibi gemimi terketmeyeceğim. bitirse de bu sevda beni! gömse de en diplere!