insanların da içinde erkek olsun kadın olsun hayvan olanları vardır. aslında hepimizi hayvandan ayıran düşünmemizdir ki; biz de memeli hayvanlarız.( hayvan dediysek de hakaret etmedik. meme kısmında kalan öküzler burada bıraksın lütfen. okumadan çıksın.)
lisedeyiz o zaman. aşığım yine. yine diyorum gün aşırı, yolda, arabada, otobüste, kaldırımda kısaca her yerde yeniden birine aşık oluyorum. he aşkımdan gidip ölüyor muyum? yok. o gün onun hayaliyle kalkıp ertesi gün diğerinin hayaliyle uyuyorum. karşıdan da baksanız malın biriyim. evet ortaokul dönemlerinde önlüğün altına pantolon giymişliğim vardır. o da şöyle bir anı;
****
ortaokuldayız. bende bir kansızlık var. biri gelse 'sen kansızın tekisin' dese, hakaret olduğunu anlamayacağım. bembeyaz bir surat, alacakaranlık filminde oynatılmak üzere süper bir görüntü. dudaklar mor, gözaltları şiş, üşüyorum. bildiğin it gibi titriyorum. o zamanlarda annem beni pantolonun altına külotlu çoraba alıştırdı. buz gibi havada kıçım donmuyor en azından. bir sabah kalktım hava soğuk yine. annemin nacizane fikri aklıma geldi. akıllıyım ya güya, siyah önlüğün altına giydim pantolonu ve gittim okula. herkeste bir acıma, bir bakış çözemedim bir türlü. öğretmenlerde bir şefkat anlamadım. meğer fakir mualemelesi görmüşüm. bunu da öğleden sonra elinde poşetle gelen fenciden anladım.
-eksi al kızım şunu giyersin.
*bu nedir hocam?
-aç aç sevineceksin.
açtık paketi elimde beyaz bir külotlu çorap. içimde vay amuagoyim nidaları.
*****
neyse bu da böyle bir anımdır deyip liseye dönüş yapalım; lisede sonunda bir sevgilim oldu. bizim zamanımızda ( kendimi annem gibi hissettim he) şimdiki gibi anasınıfında başlamıyor ilişkiler. lisede bulup, çıkışta evleniyorsun. her gün orada burada aşık olurken, lisede eteğin altına pantolon giymememden olacak ki sevgili edindim. o değil, adamı da tanımıyorum. tipi hoş, desinler ki 'vaaay adama bak!'
karizma yapacağız diye sevgili olduk bizim öküzle. tek yaptığımız etkinlik sevgili ile teneffüslerde beraber yürümek, okulun bahçesinde volta atmak. yok öyle buluşmalar şunlar bunlar. baktık teneffüsler yetmiyor. 5 dakika içinde en uzun cümlelerimiz;
-canım ne haber?
*iyi sen?
-idare.ders nasıldı?
*güzeldi ya. bir mevzu oldu, çok gül...
zil çalar doğru sınıfa.
Herneyse sonunda bir öğle arası beraber yemek yemeye karar verdik. yemek dediysek öyle pizza, hamburger falan değil. ucuz oluyor diye tavuk dürüm yanında da ayran. gittik mekana oturduk karşılıklı. yiyip sohbet ediyoruz. bitti dürümler. üzerine çaylar geldi. muhabbete devam ediyoruz bir keyifle. o sırada bütün masalar dolu. Ne olduysa bir anda, bizimkinin yüzünde bir ekşilik bir durgunluk. ne olduğunu anlayamadan yeşil yolda hani zenci hastalığı içine çekiyor ya, bizim hayvan da ağzı öyle açmış böğüre böğüre geyiriyor.
o an nerdeyim? nasılım? ne haldeyim? hatırlamıyorum. en son o geyirmenin etkisi ile elektrik çarpmış gibi dağılan saçlarımı toparlamaktayım.
Kısaca; Her insan görüntüsü olanla sevgili olmayın. içinden hayvan çıkabilir.
Yani daş düşebülü, ayu çıkabülü!!!