funny games

entry83 galeri
    10.
  1. haneke'nin klasik temlarından beslenen, amacı doğrultusunda "rahatsız edici" olma durumunu hakkıyla veren filmi.. rahatsız edici kelimesi funny games'i tanımlamak için ilk anahtar ise katıksız şiddet ikincisidir.. haneke'nin şiddet ve burjuva düzleminde ilerleyen duruşuna aşina olabilirsiniz lakin bu film sizi ziyadesiyle kaşıyacak, gerecek, iki ters bir düz takla attıracaktır..

    bir kaç temel nokta üzerinden gidersek ilk önce ele elınması zaruri olan burjuva ahlakı olabilir.. burjuva ahlakı ile arası her daim açık ve nefret ile dolu olan henake hem şiddeti uygulayan, hem de şiddetin yöneldiği kişileri aynı taraftan seçiyor. Burjuva'nın iç hesaplaşması da diyebilirsiniz buna, salladığı bumerangın kendisine dönmesi de.. beyaz tertemiz elbiseler, eldivenler ve bir çok metafor ile steril burjuva hayatı ve prototipine yaptığı göndermeler niyeti açık ediyor.. mağdur taraf ise yine aynı halkanın bir diğer tarafı. birbirlerini tamamlayan ve aslında beraber golf oynayabilecekken kurban eden ve edilen konumuna düşmüş iki taraf. kolaylıkla birbirlerinin yerine ikame edilebilecek kadar benzer ortam ve zevklerden nemalanıyorlar.. ailenin çocuklarının ölümünü kolayca kabullenmesi ve o dakikadan itibaren sadece kendi kurtuluşlarını düşünmesi insan doğasının bencilliğini ve benmerkezciliğini gözler önüne seriyor.. öldükten sonra yanına dahi gidilmeyen çocuğun üzeri çok sonra bir gazete ile kapatılıyor ve insanın en nihayetinde sadece ve sadece kendini düşündüğünü ve kendi kurtuluşu için hissizleşebileceğini gösteriyor.

    şiddeti bu denli maksatsız ve soğukkanlı görmek çokça rahatsız ediyor insanı.. sebep sonuç ilişkisi aradığınızda muallakta kalıp hiç bir tahmininize cevap alamadığınız gibi gitgide kafanız daha fazla karışıyor. en ufak bir ipucu dahi vermeyip şiddetin illa ki bir sebep aramayacağını, zaten içimizde hazır kıta bekleyen bu dürtünün sırf zevk uğruna dahi bu kadar kolayca ortaya çıkabileceğini gösteriyor..

    kuşkusuz haneke'nin burjuva ve şiddetten sonra en güçlü vurduğu yer; klişeler ve dolayısıyla holloywood.. tüm bir film boyunca her türlü beklentinizin alaşağı edilmesi ile film huzursuz etme ve sıkıntıya sokma amacına sonuna kadar hizmet ediyor.. koca aileden hep biri kurtulacak ümidi taşırken tek bir kişinin dahi sağ kalmaması ile başlayan ve daha bir dolu klişeyi alaşağı eden haliyle film tüm ümitleri yok ediyor ve ben farklıyım diyor.. en ölmemesi gereken en önce ölüyor.. kaçış, kurtuluş imkansız. bu sefer olmuyor. hiç bir çare, çözüm mümkün görülmediği gibi, kurbanın tek başarısı ise son derece zeki bir hamle ile yönetmen tarafında elinden/ellerimizden alınıyor.. kurbanın şideti uygulayanı alt ettiği tek sahne kumanda vasıtası ile geri sarılarak, bu sefer önünüzdekinin beklentilerimizi karşılayacak bir film olmadığını beyninize kazıyor.. filmin en sonunda dahi elleri bağlı bekleyen kurbanın bulduğu bıçak ile kurtulacağı tezi ise üzerinden on saniye geçmeden bıçağın fırlatılıp suya atılması ile son buluyor. ve anlıyorsunuz ki bu defa olmayacak.. bu sefer film değil gerçekler çıkacak karşınıza. kahramanımız tesadüfler, mucizeler ile sıyrılamayacak işin içinden. daha filmin başında gösterilen bıçak tüm bir 2 saat boyunca son ana kadar belentilerinizi yüksek tutmanıza neden olup, kurtuluş ümidi gibi görünsede bir kaç saniyede devreden çıkarılıyor.. sizi içine soktuğu umut hali uçup gidiyor.. suya düşen telefon bir türlü çalışmıyor. Kurutuluyor, sökülüp takılıyor, çalışır gibi oluyor ama çalışmıyor. evet bu sefer oldu diyorsunuz, olmuyor.. bir anda kudretli kurtarıcı mekanda bitmiyor. herkes kendi halinde, kendi dünyasında. ne ilgilenen, ne merak eden var ortada. Kurtarıcı bu sefer derin uykuda. gerçek hayat önümüze sunulan, bu asla bir film değil.. bu sebeple rahatsızız bu kadar. seyirciyi bilinçli bir bekleyişe sokan yönetmen yine tüm klişelerle oynuyor ve sizi en nihayetinde derin bir hayal kırıklığına acımasızca itiyor..

    şidetti uygulayanların arada dönüp kamera ile konuşmaları ise en rahatsızılık verici kısım.. sizi bu oyuna ortak ediyor. "izlediğinizin" ve elininizin kolunuzun bağlı olduğunu görmenizi sağlıyor.. tüm film boyunca fonda sesi gelen "yardımcı oyuncu" televizyon burda daha keskin biçimde ele alınıyor. şideti izlemekten ne kadar zevk alıp, elinizde çayınız sigaranız bu ve benzeri çok sahneye gerçek hayatta zaten beyaz cam vasıtası ile tanık olduğunuz ve tv karşısında adeta bir film rahatlığıyla tüm bunları izlediğinizin farkına varıyorusunuz.. beklentileriniz gerçekleşmiyor. kadından soyunması isteniyor. soynuyor ama göremiyorsunuz. ne kadar meraklıyız oysa bu denli zor durumda da olsa bir çift göğüs görmeye.. adamın ayakları kırılıyor ama yine göremiyorsunuz. içten içe engellenemez bir istek duyuyorsunuz bu sahneyi görmek içinde. aslında şiddeti bir seyirlik olarak çoktan kabul etmiş ve kanıksamışız.. illa ki görmek istiyoruz. inlemleri, acı bağırışları, haykırışları duymak yetmiyor.. yönetmen seyirciyi avucunun içine alıp bir güzel oynuyor..

    bu defa hakim olan siz değilsiniZ. seyirci siz olsanızda yöneten bu sefer hakikaten o.. kumanda sizine elinizde değil. Kötü adamlar istedikleri gibi geri sarıp nihayet rahatladığınız anı mahvedebiliyorlar..

    netice itibariyle hanake'nin her türlü formülü alaşağı ettiği, seyirciye istediğini asla vermeyen, şiddet- burjuva- tv kültürü şer eksini etrafında dönen, sinirleri yıpratan ve bir çok şeyi kim zaman doğrudan kimi zaman dolaylı olarak söyleyen bu filmini yine şiddet merkezli a clockwork orange'a benzetip benzer bir dolu benzer yön bulmakta mümkün..

    şiddete ortak ediliyor ve onu büyük bir iştahla seyrediyorsunuz. Haneke'nin kendinizi sorumlu ve suçlu hissetmenizi sağlayan ve algılarınızla oynayan bu başyaptının ismi de bir o kadar ironik. Lakin ortada hiç de eğlenceli olmayan bir oyun var.
    14 ...