Üzerinde "bu Mevlana işinde para var" yazan bir kapının anahtarı.
Ama bu Mevlana işinde de hakikaten para var yani. Kocaeli Belediyesi, mesela, periyodik olarak Bursa'dan bir grup getirir; Mustafa Özbağ ve sarı, kırmızı, mavi, yeşil entarili semazenleri... Özbağ posta oturur, mavi, sarı, yeşil, kırmızı entarili semazenleri dönerler. Halbuki Özbağ, geleneksel anlamda bir şeyh olduğu şüphe götürmez belki, lakin, geleneksel anlamda bir mevlevi şeyhi değildir; bir mürşidi olmuştur (Abdullah Gürbüz), ondan icazet almıştır, bu vesileyle bir takım müridleri vardır, mucizeler göstermektedir (yüzünü görmeyen talebeleri varmış; yani adam, diyelim Kastamonu'da, bizimki malum Bursa'da; mesafeyi fiziken kısaltmadan ders alıp veriyorlar), lakin, bir mevlevi şeyhinden icazet alarak ayinlerde posta oturabilme ehliyeti edinmiş değildir.
Şimdi, bu iki adam, açıkça görülebileceği üzere temelde aynı şeyi yapar. Giriş cümlelerindeki "para" ibaresini mecazi okuyunuz; mesele, elbette, para değil. Her ikisi de, kendilerine yakın kişilerce sıklıkla teyit edildiği ve edileceği üzere; ziyadesiyle tevazu sahibi, parayla pulla işi olmayan, samimi kimselerdir. Lakin, bu işin, yani mevleviliğin, geleneksel düsturlarını ısrarlı bir biçimde delmeye çalışma çabasından, nedense, bir türlü vazgeçmezler. Rahmetli Nezih Uzel, mesela, senelerini vakfettiği bu işte, şüphesiz istese icazetli bir biçimde de yapabilecekken, kalkıp posta oturmaya gerek duymamış bir isim. Yine mesela, ömrü bol olsun, üstad Niyazi Sayın, elbette bu mevzu üzerine sabahtan akşama, akşamdan sabaha çene çalabilecek veriye ziyadesiyle sahipken, kendisine mevlevilikle alakasına dair bir soru sorulduğunda "layıkıyla yapabilmek için, icra ettiğimiz müziğin maneviyatına vakıf olmamız gerekiyordu, biz de olmaya çalıştık" demekle yetinen bir başka isim.