yıl binli dokuz yüzlü ikili ya da üçlü, milenyum falan yok daha. çobanın teki varmış yaylada yaşayan. çoban yirmili yaşlarına kadar yaylada yaşadığından gördüğü insan sayısı sizin bir günde gördüğünüzden daha az. öyle ki yeni bir insan gördüğünde dünya'yı yeniden keşfetmiş gibi hissediyor.
adam temmuz'da iki yorganla yatan bir adam. çünkü mecbur. oraları o kadar soğuk oluyor geceleri. zaten ev diye içinde yaşadığı yer; taştan duvarlar üzerine sactan bir catı. yatmadığın zamanlar içerisinde ateş yakabiliyorsun. sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanmanın ne demek olduğunu senden iyi bilen yoktur. çünkü her sabah taş duvarın arasından sızan ışık yüzüne vurduğunda uyanıyorsun. işte bu çoban 20 küsür yıl, yaklaşık 8.400 gün bu şekilde yaşamış.
yaylaya gidenler bilirler, sabah yemek niyetine bir şeyler atıştırdıktan sonra ilk işin hayvanlara bakmaktır. zaten orada en büyük dostun o hayvanlar oluyor. gidersin, senin evinden çok da farklı olmayan ağırda hayvanları kontrol edersin. gece kurdu, ayısı saldırmış olabilir.
çoban da kendini bildi bileli hep bunu yapmış. almış hayvanları tepelere çıkmış. en tepelere. yıllarını o tepelerde yalnızca bekleyerek geçirmiş. hayvanlardan boşluk bulduğunda bir başka hayvanı zevk için değil açlığını gidermek için tutuyormuş. balık yakalamak onun için bir hobi değilmiş elbette.
yaşlı ninesi arasıra köye iner türlü ihtiyaçlarını alırmış. çoban yaban gibi büyüdüğünden köye inmekten pek haz etmezmiş. yine böyle bir gün ninesi köye indiğinde akşam vakti çoban evde kalmak yerine hergün saatlerce oturduğu hatta bazen orada yattığı mağaraya gidip, bir gece daha orada geçirmek istemiş. ninesi köye indiğinde genelde ertesi gün, o olmazsa daha sonraki gün dönermiş zaten.
çoban gece mağarada yaktığı cılız ateş sönünce uyumuş. o yatmadan hava gayet iyiyken o yattıktan sonra kara bulutlar gelmiş. şimşekler çakmış, yağmur yağmaya başlamış. ağırdaki hayvanlar huysuzlanmış. bu hayvanlar bir şeyden korktuklarında huysuzlanırlar. o gece de korktukları başlarına gelmiş. iki boz ayı ağırın etrafında dolaşıyormuş. bu ayılar ağırın kapısını açmak için uğraşmış ancak bir türlü başaramamış.
ayı kini dene bir şey var. ayı hedefine ulaşmak için ölmeyi göze alır.
bu ayılarda ağırı açamayınca tepeye çıkıp oradaki kayaları aşağı yuvarlamaya başlamış. kayalar ağırı parçalayacak ayılar da ineklere kavuşacakmış. ancak ayıların atıığı kayalar, üzerindeki koca kayayı yerinden oynatmış ve bu dev kaya yerinden kopup aşağı yuvarlanmaya başlamış.
yuvarlanan kaya ağırın yanından geçip daha aşağıdaki mağaranın küçük kapısının önünde durmuş. gürültüye uyanan çoban kapkaranlık içinde bulmuş kendini. ezbere kapıya doğru yürümüş, ancak kapıda dev kaya olduğundan dışarı çıkamamış.
sabah olmuş, gün doğmuş ancak kayanın yanından içeri sızan ışıklar dışında hiçbir şey değişmemiş.
çoban ne yapacağını şaşırmış içerde. kayayı itmek için sürekli uğraşmış ama başaramamış. imdat nidaları atmış ancak ninesi henüz gelmediği için duyan olmamış.
genç çoban bütün gün kayayı itmek için vurmuş kayaya ve elleri de kan revan içinde kalmış. bir türlü başaramamış. ne kaya yerinden oynamış ne de sesini kimse duymuş.
yine gece yine kapkaranlık olmuş. yine gündüz yine hüsran... üçüncü gün ninesini de merak etmeye başlamış çoban. normalde şimdiye çoktan dönmüş olmalıydı diye düşünmüş. çaresizlik boğazında düğüm olmuş. nefes almak zorlaşmış onun için. üçüncü kara gün. üç koca kara gün...
derken ''biri mi var orada'' diye bir ses duymuş ''yardım edin'' diye bağırırken. ''ben varım burada sıkıştım'' demiş. o kadar sevinmiş ki bu adamı duyduğunda çoban. dünyalar onun olmuş. yıllarca bir elin parmakları kadar insan geçmeyen yayla yolunda bir yabancı bulmuş onu. dışardan yardım edip kurtarmış.
fazla konuşmadığı için bunu açık açık belli edemese de çoban adama minnettarmış.
sonradan öğrenmiş ki bu adam ninesinin öldüğünü ona haber vermeye gelen adammış. yine de minnettar kalmış adama. o güne kadar ölen hayvanlarının dışında birini kaybetmenin ne acı bir şey olduğunu bilmeyen çoban aylarca ağlamış.
ancak artık bir dostu olmuş. onu kurtarmaya gelen adam, artık sık sık ziyaretine de gelmeye başlamış.
işte buradaki çoban bensem chubacapra da o yabancıdır.