Michel Platini, benim için bir futbol ikonu, çocukluğumun en büyük yıldızlarından biri. Eski bir futbolcunun, hem de çok sevdiğim bir futbolcunun UEFA Başkanı olması şahsen mutluluk verici. Hatta ülkemin futbol yönetiminde eski sporcular görme adına da umut verici.
Ama bir de bu madalyonun bize bakan yüzü var: UEFAda Platini döneminin Türk futboluna iyi geldiğini söylemek çok güç.
Platininin UEFA başkanlığına giden yolda faydalandığı en kritik slogan, futbolu daha uzaklara (yani Avrupanın doğusuna) götürmek oldu. Bu bağlamda Şampiyonlar Liginde daha fazla şampiyon hedefinde olduğunu söyledi, başardı da Zaten son yıllarda Devler Liginde BATE Borisov, APOEL, Plzen gibi ekipleri görmemizin nedeni, Platininin Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde yaptığı statü değişikliği.
Yalnız Platini, Şampiyonlar Liginde daha fazla şampiyona yer vermek için 3er-4er katılım hakkı olan ispanyollar-ingilizler-italyanların kontenjanlarını daraltmak yerine, iki bileti zorlayan Türkler-Hollandalılar-Ukraynalılar gibi baş altı ülkelere darbe vurdu. Şampiyonlar Ligi play-off turunda şampiyonlar/şampiyon olmayanlar ayrımı Türkiyenin (ve bazı baş altı ülkelerin) Devler Ligine iki takımla katılma şansını çok azalttı. Çünkü bu liglerin ikincilerinin karşılarına dev liglerin üçüncüleri-dördüncüleri çıkıyor; doğal olarak da Dinamo Kiev, Fenerbahçe veya Braga gibi ekiplerin Udinese, Malaga, Lille gibi rakiplerine karşı işleri zor oluyor.
Yani Platininin yeni Şampiyonlar Ligi uygulaması bir Robin Hood (zenginden alıp fakire verme) öyküsü değil Zengine neredeyse hiç dokunmama; az fakirden alıp, çok fakire verme hikâyesi
Yok olma eşiği
Zaten Türkiye, Platini döneminde Devler Liginde iki takımla var olmaya hiç yaklaşamadı; o umudu unutmaya yüz tuttuk Tek tesellimizse, lig şampiyonumuzun gruplara doğrudan girmesi Yalnız bu yıl maalesef o direkt bileti de kaybetme riskiyle karşı karşıyayız!
Şampiyonlar Ligine UEFA ülkeler sıralamasında ilk 12de yer alan 12 memleket direkt takım gönderebiliyor. Bizim bugünkü aktüel sıralamamız da 12ncilik. Geçtiğimiz sene Belçikaya geçildik, bu sene de nefesleri ensemizde olan Avusturya, Güney Kıbrıs veya Danimarkadan yalnızca birine geçilirsek artık lig şampiyonumuz da Devler Ligine girmek için iki ön eleme turu oynamak zorunda kalacak.
Tabii ki bu basamağa neden düştüğümüzü kendi içimizde çok ciddi sorgulamamız gerek. Bu bambaşka bir yazı konusu Ama bu sene 12nciliğe düşüşümüzde ufak bir haksızlığa uğradık gibi bir his var içimizde.
Nedeni de şu: 2011 Temmuzunda Fenerbahçeyi Avrupa kupalarından men eden ve bizi Avrupada 4 takımla yarıştıran UEFA, sezon sonunda topladığımız puanları maalesef 5e bölerek hanemize yazdı. Bir-iki ay önce beni Ahmet Ağbi (Çakır) bu konuda uyarmıştı, maalesef endişesi gerçek çıktı: Geçen yıl kazandığımız 25,500 puanımız (4e bölünüp hanemize 6,375 olarak yazılması gerekirken) 5e bölünüp hanemize 5,100 olarak kaydedildi. Bu noktada yitirdiğimiz 1,275 puan eğer bizi bu sene sonunda ilk 12nin dışına çıkarırsa doğrusu bu puanların hesabını UEFAdan sormamız gerekebilir!
Erzik faktörü
Euro 2012de yoktuk, ama Çakırı sahada Erziki monitörlerde gördükçe gururlandık. UEFA Kongresinin istanbulda yapılması için olağanüstü çaba harcayan Erzikin (Türkiyenin favori olduğu) Euro 2020 organizasyonunun 12 kente bölünmesi fikrine muhalefet ederek ülkesinin haklarını koruduğunu da bizzat biliyorum.
Şenes Bey sanırım 2011-12 UEFA katsayımızın dörde değil beşe bölünerek 1,275 puan kaybına uğratılmamız konusunda da devreye girecektir. Aksi bir durumda ilk 12nin dışında kalmamız gerçekten acı olacak Türk futbolu için