Rahman'ın en büyük rahmet tecellilerinden birisidir Ramazan. Rahmetin bu kadar gürül gürül aktığı başka tek bir vakit Hacdaki Arafat zamanıdır. Allahın kullarını ne kadar sevdiğinin en önemli göstergesidir aslında Ramazan. Çünkü Allah Ramazanda kullarını affetmek için bin türlü fırsat sunmuştur insanın önüne ve bu fırsatları es geçmek heba etmek zavallılıktan başka bir kelimeyle izah edilemez..
Namaz veya Kuran tilaveti sonrası, günahlarından dolayı titreyen, geçmiş isyankârlıkları hayaline geldikçe kalbi bir cenderedeki gaz misali sıkışan, gafletin kalbinde açtığı yaraların üzüntüsünden yüreği göğe yükseliyormuş gibi daralan insanın aç ve susuz bir ağızla yapacağı samimi bir dua, içten bir yalvarış ve yüreğinin ta en derinlerinden gelen bir yakarış, rabbukumu-dûnî estecib lekum (Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim. Mümin, 40/60) emr-i ilahisi gereği kabule mazhar olacağı, Ramazanın en nadide cilvelerinden birisidir.
Ramazan; insana acziyetini, aciz insanların mevcudiyetini ve tabi ki bütün bu acizlerin Rabbinin mutlak kudretini hatırlatma, herkesin gayreti ve kapasitesi oranında bu hatırlatmaların bilinçlerde yol açacağı uyanış, varlığın hakikatini anlamaya doğru gidilecek yola adım atma ve fanilikleri arkada bırakıp ebedi âlemlerin kapısını aralamaya sebebiyet verebilme ihtimali dolayısıyla Rahman, Rahim ve Vedud olan Allahın en güzide hediyesidir kullarına.
Bazı konular vardır ki siz ne kadar dil dökseniz, ne kadar güzel yazmaya veya methetmeye çalışsanız da hakkını veremezsiniz. Peygamberi övmeye kalkışmak gibi Ramazan ayından bahsetmek de böyledir. Ne kadar güzelleme yaparsanız yapın, ne kadar anlatmaya çalışırsanız çalışın hep bir şeyi eksik bırakırsınız. Siz kelimelerle duruma güzellik katmazsınız, bilakis konu/kişi sizin kelimelerinizi hoşlaştırır ve şereflendirir. Ramazan gelmeden bereketi ilk önce köşemize uğrasın, makalemiz şeref kazansın diye haddimizi aşarak bir şeyler yazmaya çalıştığımıza bakmayın. Ramazan güneşinin ışığını izaha kelimeler kifayetsiz, sözcükler eksik, cümleler yavan kalıyor biliyoruz ama kaleme ve yazdıklarına and olsun (Kalem, 68/1) diyen Rabbimin vahy-i latifi, kelam etme cüretini bize veriyor. Evet, ama emin olun ki acizlik içinde bir cüret bu
Ramazanı ilahi bir sofraya benzetsek herhalde yanılmamış oluruz. Meryem oğlu isanın Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın. (Maide, 5/114) duasının tecellisidir aslında Ramazan. Orucun bütün ümmetlere farz kılındığını biliyoruz ancak Ramazan tarzında bir oruç ayının Peygamberimize nasip olması, Allahın isa Peygamberin duasını asırlar sonra yeniden kabul ettiğinin göstergesidir. Bu mübarek sofrayı Rahmeti neticesinde en hayırlı ümmete nasip etmesi binler şükrü gerektirdiği için, hem hal ve hem kal ile daimi bir surette yapacağımız şükürler üzerimizdeki en büyük vazifelerdendir.
Ramazan kelimesinin akıllara getirdiği ilk imge açlık maalesef. Maalesef diyorum çünkü açlık düşüncesi Ramazanın içinde barındırdığı birçok şeyden sadece birisi. Yani Ramazan sadece, aç kalarak açlığı ve böylece açları anlama hissiyatımızın gelişmesini sağlayacak bir araç değildir. ideal bir yaşamın bütün özelliklerini içermesi hasebiyle çok geniş bir ürün gamını barındıran ve bize sunan Ramazanın aklımızda kalan tek şeyinin açlık olması, yemenin ve tabi ki tokluğun hayatımızda ne kadar büyük bir yer tuttuğunu göstermesi bakımından manidardır.
Çinin sınır kapıları gibi hiç kapanmayan ve durmadan çalışan ağzımız ve midemiz, birden, belli süreliğine olsa da kapatılmak zorunda kaldığında vücudumuzun kanıksayarak buna reaksiyon göstermesi, normal gibi görünse de aslında modern zamanlarda yemek için yaşadığımızın en önemli kanıtı. Kısa bir süre bile aç kalma ile baş edemeyerek hayatlarına öğünler arası atıştırma alışkanlığını yerleştiren modern insandan şu yaz sıcaklarında uzun süreli aç kalmayı istemek kafasına balyozla vurmakla eş değer değildir de nedir. Yemeyi bir yaşam tarzı bir hayat felsefesi yapan insanımız, bu düşüncenin sakatlığını sorgulayacağına mide nasıl olur da bu kadar uzun süreli boş bırakılır düşüncesini anlamlandırmaya çalışmaktadır.
Kelimelerin klavyemden yazıya dökülmek için nerdeyse birbiriyle yarış yapmasının sebebi; bir arının etrafında onlarca çiçeği bulması karşısında hangisine konacağını şaşırması veya günlerce aç susuz kalmış birinin envai yemeklerin bulunduğu bir ziyafet karşısında yaşadığı heyecan, tereddüt ve tarifi imkânsız sevinç misali, içinde oruç, Kuran, namaz, dua, zikir, sadaka, zekat gibi birbirinden lezzetli manevi gıdalarla hücrelerimizin her bir atomunu doyurabilme ve bunun sonucunda rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluş gibi paha biçilmez ödüllere kavuşabilme fırsatının bütün inanlara sonuna kadar sunulduğu bir ay hakkında yazma eylemine iştirak etmeleri olsa gerek.
Malumdur, Ramazan sadece ağza kilit vurmak değildir, dili de gözü de aynı şekilde yabancı tesirlere kapatmak manasına gelir. Bu yaz vakti en az aç kalmak kadar önemli olan şey kanaatimce gözü haramlara kapamaktır. Eğer her sene Ramazanın ruhuna uygun bir tema belirlenecek olsaydı bu senenin hatta bütün yaz ayları boyunca devam edecek birkaç Ramazanın ortak temasının gözünü haramdan sakın olmasını teklif ederdim.
Çarşıya değil evin dışına çıktığınızda karşılaşacağınız vaziyet ne demek istediğimi gayet sarih izah edecektir aslında. Açık saçıklığın tam bir furya haline geldiği, mahreminde ancak giyilebilecek elbiselerle dışarıda çok rahat gezildiği, şort giymenin kadınlar arasında salgın bir hastalık gibi hızla yayıldığı bir zamanda gözleri haramdan korumanın zorluğu Ramazan teması olarak bunu seçmemizi anlamlı kılmaktadır.
Zorluk derecesi arttıkça getirisi de yüksek olacağı için harama bakmayarak, haramdan bir yırtıcıdan korkar gibi korkarak daha fazla sevap ve Allahın rızasını kazanma beklentisine girebiliriz. Ayrıca Ramazan boyunca bu mevzuda çok hassas davranmamız senenin kalanı için de bunu alışkanlık haline getirmemize yardımcı olacaktır.
Zaten orucun salt açlıktan ibaret olduğu düşüncesi büyük bir yanılgıdan ibaret. Sadece belli saat dilimleri arasında midesine bir şey koymayıp Ramazanın ruhunu yakaladığını zannetmek bir vehimden başka bir şey değil. Ramazanı bir yapboz gibi düşünün. Açlık bu yapbozun sadece bir parçası. Sadece bir tek parçayı masaya koyarak yapbozu bitirdiğini söyleyene sadece gülünür. Namaz kılmak, Kuran okumak, dedikodu ve gıybetten uzak durmak, gözü haramdan korumak, iyilik yapmak, gariban gurebaya, fakir fukaraya yardımda bulunmak, zikir çekmek, Allahın büyüklüğünü, yıldızlardan, güneşten, uzaydaki bütün semavi olaylardan tutun da ağaçlara, dağlara, denizlere kuşlara ve insana, insanın içyapısına kadar her şeyi tefekkür etmek, bu yaratılışın hikmet ve hakikatini anlamaya çalışmak, bu yapbozun diğer parçalarından bazıları. Ne kadar çok parça eklerseniz, bütüne ulaşmanız o kadar çabuk ve kolay olacaktır.
Ramazanı sadece 30 günlük bir süreden ibaret olarak da düşünmemek gerek. Ramazan, kolları ta bir sonraki Ramazana kadar giden, bir sarmaşık misali kendinden sonraki zamanlara uzanan ve bu zamanı nüfuzu altına alan bir ay. Birçok güzelliği konsantre bir şekilde yaşamamız, bunları alışkanlık haline getirip devam ettirebilmemiz için böyledir. Bu yoğunluk her gelen ayda bir derece düşüp diğer Ramazana kadar azalmakta, bir nevi şarjımız tükenmekte ve Allah tam şarjımız bitecekken Rahmeti gereği biz kullarına yetişerek tekrar pillerimizi doldurmamızı sağlamaktadır. Bu sebeple Ramazan her bir dakikası özenle geçirilmesi gereken kutlu ve bereketli bir zaman dilimi. Kadir gecesi gibi bire binler veren bir geceyi içinde barındırması bile başlı başına, Ramazan'a olağanüstü bir değer vermemiz için yeter.
Ramazanda yaşadığımız yoğun kulluk bilinci hali ondan sonra da devam ederse ancak o zaman hakikaten istifade etmiş olduğumuzu söyleyebiliriz. Aksi takdirde bakıp büyüttüğümüz ulu bir ağacı tam en gürbüz, en güzel anında kesmek nasıl bir irrasyonellikse, Ramazan sonrası tekrar eski gaflet haline rücu etmemiz aynı derecede bir bedbahtlıktır, bir mantıksızlıktır. Kesesini altınla dolduracak bir ticarette bulunan birisinin ticaret bittikten sonra gidip paralarını denize dökmesi kadar izan ve anlayıştan uzak olması gibi Ramazan sonrası yapılan bütün güzellikleri/ibadetleri/zikirleri vs. terk etmek, en az Ramazanı en verimli değerlendirmenin yollarını düşünmek kadar üzerinde düşünülmesi gereken bir mevzu. Bu da Ramazan öncesi iki çeşit plan yapmanın zaruriyetine bizleri götürür: Ramazan boyunca Rahmeti maksimum oranda yakalayabilmek için yapılacaklar ve Ramazan sonrası bu Rahmeti elinde tutmak için yapılacaklar.
Şimdilik Ramazan boyunca yapılacaklar üzerinde bir miktar durmak isterim. Ramazan sonrası ise herkesin kendi arzu, istek ve istidatına kalıyor. Ramazanda gayretiniz sonucu biriktirdikleriniz ne kadar fazla olursa, bilinç düzeyiniz o kadar yükselecek ve böylece Ramazan sonrası için istikamet üzere kalma potansiyeliniz de artacaktır. Bu sebeple ilk plan sağlam bir şekilde kurgulanmalı ikincisi taslak bir şekilde hazırlanmalı ve Ramazan boyunca gerekli değişiklikler yapılmalıdır.
Ramazanı tasavvuf erbabının Allah yolunda hakikate ulaşma çabasına eşdeğer bir gayret içinde geçirmek gerekir. Allahın rızasına ulaşabilmek için elinde tuttuğu Kuran ve Sünnet fenerleri ile menzile ulaşmaya çalışan salik, her türlü nefsani ve şeytani engellemelere rağmen yılmadan, fütur göstermeden yolunda ilerler ve bu kutsal ışıkların yol göstericiliği ile cehdu peymanının karşılığını alma ümidi ve her an dehlizlere düşüp kaybolma korkusu ile her daim yüksek bir teyakkuz halinde başı dik, kalbi buruk ama hep bir sekine içerisinde bulunma durumundadır. işte Ramazanı karşılayan mümin de aynı his ve şuur içerisinde bulunmalı ki bir salik bir mürid misali hedefine ulaşabilsin veya en azından bu hedef uğruna hayatını sürdürsün.
Büyük alim Erzurumlu ibrahim Hakkı Hazretleri, değerli eseri Marifetnamede salikin bu yola baş koyduğunda yapması gerekenleri altı madde halinde sırlamış:
1. Az yemek (24 saatte maksimum 200 gram)
2. Az uyumak (bir günde maksimum 4 saat)
3. Az konuşmak
4. inzivaya çekilmek
5. Zikir yapmak
6. Daimi surette Allahın azametini ve kudretini düşünmek
Bu maddeler Ramazanı dört gözle bekleyen mümin için de pratik uygulamalardır. Yukarıda sayılanlar yazıldığından daha zor şartlar aslında. Hele konformist modern zaman insanı için konforu yerle bir etmek anlamına gelen bu şartları hayata geçirmek o kadar ağırdır ki, evvela kafasında bitirmeden pratiğe dökmek imkansız kabilindedir. Kendimize bunları uygulamayı ikna ettirmek bile bir süre gerektir maalesef.
Ben bu maddelere haddim olmadan bir tane daha eklemek istiyorum: Okumak
Ramazan boyunca geniş kapsamlı bir okuma faaliyeti içerisine girmemiz, yukarıdakilerle birlikte gelişimimiz yani Allah yolundaki terakkimiz açısından tamamlayıcı bir unsur olacaktır. Bu bağlamda okuma faaliyetini çok geniş bir çerçevede alıyor ve 4 ana başlık altında detaylandırmak istiyorum:
1. Kendini okumak
2. Tabiat kitabını okumak
3. Kuranı okumak
4. Peygamberimizi okumak