filmin naleti*, charles manson'ın çetesi falan oralara hiç girmeyeceğim. seyirciyi sadece germiş ama polanski'nin hayatını sikmiş bir film çoğuna göre.
filme gelirsek seyirciyi geren detayları o kadar güzel işlemiş ki roman reyiz ince ince. örneğin minnie castevet'in abartılı makyajı, büyük büyük hareketleri, ses tonu falan inanılmaz tedirgin ediyor. eşşek kadar adam oldum, izlerken gerildim yemin ediyorum. çok rahatsız edici bir karakter. ki zaten ruth gordon'a oscar getirmiş.
roman polanski'nin tarzı gereği karakter endeksli bir film. ana karakter ne biliyorsa sen de onu biliyorsun. ne seyirci rosemary'den fazlasını biliyor ne de rosemary seyirciden fazlasını. o mutfağa gidip geldiğinde salonda kocasının komşularıyla ne konuştuğunu bilmiyor, biz de bilmiyoruz. bu gizemi, merak unsurunu katlıyor, seyirci karakterle özdeşleşiyor. roman polanski bunu müthiş yapıyor. üçlemenin 2.filmi the tenant da bu doğrultuda ilerleyen çok kaliteli bir yapıt. kısacası izlenmesi gereken bir başyapıt.