ATATÜRK'Ü NiÇiN SEViYORUM, O'NUNLA NEDEN MEŞGULÜM?
Son otuz yıllık çalışmalarımın önemli bir kısmını Türk Kurtuluş ve Aydınlanma Savaşı ile o savaşın başbuğu Mustafa Kemale ayırdım. Neden?
Gazi ile ilgili araştırmaların hayatımı vakfettiğim Kuran araştırmalarının bir parçası olduğunu açıkça gördüğümden.
Benim Atatürkle meşguliyetimin sebebi, bazı eblehlerin (ve bazı namussuzların) iddia ettikleri gibi ulusalcılık takıntısı falan değildir. Ben hayatımın hiçbir döneminde kendimi ulusalcı olarak tanımlamadım, tanımlamam. Toplamı otuz bin sayfayı aşan eserlerimin hiçbir yerinde kendimi ulusalcı olarak tanımladığımı gösteren tek cümle yoktur. Çünkü benim, ulusalcılık diye bir meselem yoktur. Benim şahsiyet, iman, ideal dayanaklarım son derece açık ve şu iki kelimeyle özetlenmiştir: Akılcılık, Kurancılık.
Bir fikir, eylem, anlayış, siyaset ve şahıs bu iki ana değerden birini veya her ikisini taşıyorsa o benim otomatik olarak meşgale alanıma girer. Mustafa Kemal Atatürk, bu iki değerin ikisini de taşıyor ve bu yüzden, benim meşgale alanıma girmektedir.
Gazi Mustafa Kemal, birçok boyutu olan bir liderdir. Egemen boyutu hangisidir, tartışılır. Tartışmasız olan gerçek şu: Atatürk, aynı zamanda teolojik bir fenomendir ve bu yanıyla bir ilahiyatçı olan Yaşar Nurinin doğrudan doğruya çalışma alanı içindedir. Aynen bunun gibi, Atatürkün zafere ulaştırdığı Türk Kurtuluş ve Aydınlanma Savaşı da aynı zamanda bir teolojik fenomendir. Ve bunun böyle olduğu, benim bir yorumum veya iddiam değildir, çağın en büyük tefsir bilginleri (ki büyük çoğunluğu Araptır) tarafından da tescil ve ifade edilmiştir. O halde, Türk Kurtuluş Savaşı ve onun muzaffer kumandanı, akılcı ve Kurancı ilahiyat bilginlerinin meşgale alanı içindedir. Mesela ben, Kuran Penceresinden Kurtuluş Savaşına Bir Bakışı yazarken, bir Mâûn Suresi Böyle Buyurduyu, bir Allah ile Aldatmayı, bir imamı Âzam kitabımı yazmak gibi bir iş yaptım. Çünkü bu konuların tümü, Kuran penceresinden baktığımda Kuranın bana Gör ve değerlendir emrini verdiği konulardır. Biri neyse öteki de odur.
VAROLUŞSAL GAYEMiZ AYNI
Atatürkün, kendi varoluşsal amacını ifadeye koyan cümleleri, benim ve akılcı-Kurancı birçok selefimin varoluşsal amacının da aynen ifadesidir. Burada sadece üç sözünü verebileceğim:
Bu milletin şimdiye kadar Arapların, Acemlerin din maskeli iğfalleriyle aldatılmış olduğunu ispat etmek isteyen bir adamım.
Kuranla uyarmak istiyorum!
Dini yozlaştırıp yalan ve hurafeyi din diye pazarlayarak halkı perişan edenlerle mücadelenin gereğinden söz ederken de şöyle diyor:
Tek başıma kalsam yine de gider onları tepelerim.
Elli yılını Kuranı anlayıp anlatmaya adamış bu satırların yazarının varoluşsal amacı bu sözlerde ifade bulan idealden başka nedir ki?! Atatürk, imanı ve eylemleri bakımından benim, aynen imamı Âzam gibi, Kadı Abdülcebbar gibi, Necmuddin Tûfî, izzüddin bin Abdüsselam gibi akılcı seleflerimden biridir. Dahası, Atatürk, akılcı din bilginlerinin hasret ve ideallerini hayata geçirmede başarılı olmuş tek selefimdir. Benim selefim, öncekilerin halefi. Öyleyse, ben, benim tarih yaratmış böyle bir selefimi nasıl göz ardı ederim?! Atatürkü anlayıp anlatmak benim hem imanıma hem de akılcı ve Kurancı teolog seleflerime saygımın bir gereğidir.
Benim Kurana iman ve hizmetimin varlığını kabul eden herkes, benim Atatürkü anlamak ve anlatmak gibi bir görevimin olduğunu da kabul etmek zorundadır. Bu görevi bana Kuran yüklüyor. Yalnız ve sadece Kuran
Atatürk, bir teolojik fenomen olarak benim selefimdir. Böyle olunca, tarih yaratmış bir lider sıfatıyla benim önderimdir. Ulusalcı olduğu için değil, teolojik bir fenomen olduğu için. Atatürk, elbette ki, birçok insanın meşgale alanına ulusalcılık, askerlik, siyaset yanlarıyla girmektedir. O meşgaleler de önemlidir ve saygındır ama ben onlarla meşgul değilim. Ben, teolojik fenomen olan Atatürkle meşgulüm. Yani ben kendi işimi yapıyorum.
Son bir söz: Bu yazımı, Tutturmuşsun bir Atatürk, bırak şu işi diyen iyi niyetli zavallılarla kötü niyetli namussuzlara ithaf ediyorum. Umarım beni artık anlarlar.