Bugün iran TV'si Türkiye'yi ABD adına hareket etmekle suçlayıp savaş çıkartmak için bahane aradığını yazmış. Kızıyoruz, alınıyoruz ama doğru payı fazla olduğu içinde üzülüyoruz. ABD, iran'ı bölgede yalnızlaştırmak için AKP hükümetine belli ki bir rol vermiş. Ama AKP'de çok çabuk gaza gelip hatalı bir politika izlemiş. AKP hükümeti Beşar Esad'ın herhalde çok çabuk bir sürede yıkılacağına hükmetti. Ülkemiz topraklarını Suriye muhalefetininin merkez üssü konumuna getirdiler. Başbakan Tayyip Erdoğan bizim basınımızdaki bazı yazarları belli kesimlere hizmet etmekle ve dalkavuklukla suçluyor ama ABD'nin sözü geçen gazetelerinden New York Times'ta Türkiye'nin Suriye sınırından içeriye, isyancılara silah soktuğunu yazdığını gözardı ediyor. New York Times da dalkavukluk yapmıyor herhalde. Zaten sadece şu sıralar didiştiğimiz komşularımızca değil hemen hemen tüm dünyaca Suriye içindeki muhalefeti silahlandırma faaliyetlerinin ülkemiz tarafından yapıldığı bir sır değil. Bu sayede biz zaten adı konmamış bir savaşı ilan etmiş de olduk.
Gelelim bunun öncesine... Atilla Ateş adını hatırlayan var mı? Zamanının Kara Kuvvetleri Komutanı olan Atilla Ateş Hatay'da Suriye sınırına çok yakın bir bölgede yaptığı çok sert açıklama sonrası Suriye Apo'yu apar topar sınır dışı etmiş, bir süre italya'da falan dolanan Apo da sonunda Kenya'da yakalanıp paketlenmiş bize teslim edilmişti. Bilindiği üzere Apo ve PKK oldukça uzun bir süre faaliyetlerini Hafız Esad dönemindeki Suriye'den yürütmüş ve Suriye tarafından kollanıp bakılmışlardı. Ama o dönem bir konuşmanın verdiği caydırıcılık gücüne karşın bugünkü Suriye savaş uçağımızı düşürme cesaretini bulabilmiştir. O zaman mı dha güçlüydük yoksa şimdi mi acaba?
PKK'yı kollamasına karşılık elbette Suriye'ye karşı bir öfke ve nefret birikmişti. Ama Başbakanımızın Esad ailesi ile yaptıkları karşılıklı ziyeretlerin üzerinden daha iki yıl bile geçmedi. Başbakan ve Esad'ın, first lady'lerin sarmaş dolaş fotoğraflarını unutmadık. O zaman Suriye first lady'sini göklere çıkaran basınımızın yaptığı dalkavukluk değildi de şimdi izlenen yanlış yolu işaret eden bazı cesur gazetecilerimizin yaptığı mı dalkavukluk oldu? ilkokul çocuklarının neşesiyle Şam'a giden bakanlarımızın nazire yaparcasına "Avrupa'nın Şengen vizesi varsa bizim de Şamgen vizemiz var" demesinin üzerinden sadece 15 ay geçti. Biz toplum olarak Suriye ile ne zaman dost olduk ve ne zaman tekrar düşman olduk anlayamadık bile. Bu kabız olduğunuz bir gecenin sabahına ishal olmak gibi bir şey... Arada bir aşama daha olması lazımdı.
Şimdi ne olacak... Aklı başında davranacak olursak fazla bir şey olmayacak. Çünkü Suriye'nin arkasında sağlam duran bir iran, Çin ve Rusya gibi bizim arkamızda duracak bir ABD ve Avrupa Birliği yok... Avrupa zaten ekonomik krizde. Durum bu iken bir de savaşın yaratacağı ekonomik istikrarsızlığa tahammül edemezler. ABD'de ise seçim zamanı yaklaşıyor. Obama asla bu durumda iken savaş istemez. Obama zaten apayrı bir istasyon. George Bush gibi bir savaş çıkartma gönüllüsünün ardından ABD Obama'nın barış gönüllüsü haline resmen sarılmıştı. Ortadoğu'dan askerlerini çekeceğini vaadeden Obama'ya bu barışçı kişiliği yüzünden Nobel Barış Ödülü bile verilmişti. Ama Obama'nın karanlık güçlere karşı duruşu çok da dayanıklı olmadı. Arap Baharı diye Mısır, Libya, Tunus gibi ülkelerdeki kaosu destekleyerek kendilerinin kuklası olacak rejimleri desteklediler. Ama ortada sessiz ve ağır abi modunda olanları takip eden bir de Rusya faktörü vardı. Rusya silah sattığı ve destekçisi olan ülkelere karşı duruşu ile ABD gibi kaypak bir görüntü çizmedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye'ye karşı yapılacak olan yaptırımları veto ediverdi. Annan Planı da yaptırım içermediğinden biz piç gibi ortada kalıverdik. Elbette Suriye'nin elindeki PKK kozunu kullanması da bu durumda şaşırtıcı olmadı. Bahoz Erdal ve geri kalan Suriye'li PKK'lılar Türkiye sınırları içindeki eylemlerini sıklaştırdılar. Hatta Karayılan, APO ve BDP'nin bile otoritesini çiğneyerek yaptılar bunu. Bu kesimler her ne kadar bizden bağımsız gruplar bu işi üstlendi şeklinde açıklamalar yapsa da Suriye'nin parmağı olduğu belliydi...
Ve bugün... israil'in 9 vatandaşımızı öldürmesinin arkasından bir özür bile diletemeden Suriye tarafından da bir uçağımız düşürüldü ve iki pilotumuz şehit oldu. Türkiye'nin bölge üzerindeki itibarı oldukça sarsıldı. Ya ezilen gururumuzu silkeleyerek bunun intikamını almak için harekete geçeceğiz ki bu şu anki aşamada çok da hayrımıza olan bir gelişme olmayacak. Çünkü Suriye'ye iran ve Rusya'nın destek vereceği çok aşikar. Buna yakın gelecekte Çin bile eklenebilir. Siyasilerimizin yaptığı hataların bedelini yine fakir fukaranın ya da orta sınıfın gençleri yaşamlarıyla ödeyecek. Üstelik Suriye'nin ülkenin her tarafındaki PKK eylemlerini azdıracağını tahmin etmek de zor değil. Bunu göze alabilirsek hodri meydan... ikinci ihtimal ise kulağımızın üstüne yatarak yaşamları şimdilik kurtarmak ama itibarını zedeletmek. Ortadoğu'da bir yükselen Türkiye ışığı da hayli zayıflayacak... Hatalı dış politikaların sonucu her zaman bu şekilde sonuç verir.