yeni açmıştım ofisimi. beklentilerim büyüktü. bana ait bir yer vardı artık. bana ait bir ofis. taner ile beraber işletecektik. ben işin mutfağında o da pazarlamasında olacaktı. çok geçmeden bir de sekreterimiz oldu. ve genç iş adamları derneğinin üyesiydim artık. dünya için küçük benim için büyük bir adımdı. bununla şakayla karışık övündüğüm çok olmuştur vaktiyle.
iş hayatımda ki yenilikler ve atılımlar beni mutlu ediyordu. fakat aşk hayatım hiç olmadı. hep bağlanma korkusu ile geçiştirdim seneleri. en güzide gece kulüplerinde sabahlıyor, o alemin hızlı hatunlarıyla beraber takılıyorduk. bizi alıp götüren bir şeyler vardı; farkına varamadığımız... ve yine sabah oldu. yanımda çırılçıplak yatan güzel kadının adı öykü'ydü. belki de okuduğum en güzel öykü.
işim gereği müşterilerin bilgisayarlarının bakımlarını da yapıyordum. bir gün mehmet bey benden sohbet programı istedi. bilgisayarına mirc kurarken lise yılları geldi aklıma. o zamanlar mirc popüler... neredeyse herkes burada. hatta icq vardı bilen bilir. mirc'i kendi bilgisayarıma da kurdum ve başladım sohbet odalarında gezinmeye. bütün odalarda auto message ile sohbet edecek birilerini arıyordum. bu mesajlara cevap verenlerle sohbete başlıyordum. karşıma komik mi komik bir kız çıktı. istanbul da resim öğretmenliği okuyormuş. son senesiydi o zamanlar. bir saat kadar mirc üzerinden devam eden sohbete messenger'da devam etmeye karar verdik. sonra o bilindik cam açalım açmayalım diyalogları... bunları aştıktan ve birbirimizi gördükten sonra sabaha kadar sohbetimiz devam etti. birbirimizi bırakmak istemiyorduk. beni de hayatım boyunca güldürebilen tek kadındır kendisi. güzel esprileri ve mimikleri vardı hayran kaldığım. sohbet sona erecekti ki "ben izmir'e geliyorum?" dedi. şaka yaptığını sandım. ama ciddi olduğunu ve eğer istersem şimdi çıkıp geleceğini söyledi. "elbette gel, tamam bekliyorum" dedim. dediği gibi de yaptı. bindi otobüse, bana da mesaj attı. sabaha kadar ofiste konuştuğum kızın adı su'ydu. ben hiç uykusuz mesaiye devam etmek zorunda kaldım. akşam da onu otogardan almam gerekecekti.
akşam oldu ve otogara gittim. kendisini karşıladığım zaman çılgınlığımıza istemsizce yaklaşık on dakika güldük. önce bornova da birkaç bar gezdik. sonra alsancak tarafına geldik. burada da yine birkaç mekana girdik. sonra "hadi otogara gidelim, sabaha da ben giderim" dedi. bırakmadım. "eğer istersen ben de kal. dinlenmiş şekilde çıkar gidersin olmaz mı?" dedim. diretmeden kabul etti. beraber evime gittik ve beraber sabahladık. sonra mı?
istanbul için kendisini bir gün sonra otobüse bindirdim. istanbula vardığında da bana mesajla vardığını haber verdi. aradım. "sana söylemek istediğim bir şey var" dedi. ben de "seni seviyorum" diyeceğini "senden hoşlanıyorum" diyeceğini ya da "ben aslında bunu ilk defa yapıyorum" tarzında konuşacağını düşünüyordum. bunlardan herhangi birini duymak üzere "buyur, dinliyorum" dedim. bana "benim 4 yıllık bir ilişkim var" dedi. birden şok oldum. "peki, sen nasıl geldin? nasıl yokluğunu fark etmedi? ve sen neden böyle bir şey yaptın?" sorularım bir türlü bitmiyordu. ona çok kızmıştım. hiçbir zaman bu konumda olmak istemezdim. ve hiçbir zaman kendimi bu konuma yakıştıramazdım ben. ve daha sonrasında söyledikleri şaşkınlığımı ve utancımı iki katına çıkardı. "o şu anda kısa dönem olarak askerde" ...