Ne demiştik? Bizim ahali kültür ve sanata bayılır.. Özellikle de sanatını gözlerden esirgemeyenlere..
Medya bunu bilir ama açık açık söylemez.. Bir "katır" inceliği ile siyaset yapar, kültür ve sanat propagandasını dolambaçlı yollardan sokuşturur..
Hani katıra "Baban kim?" diye sormuşlar.. "At dayım olur.." demiş.. Yöntem budur..
***
Medya esnafına "Sanat nedir, sanatçı kimdir?" diye sor.. Yekten konuşmaz, önüne bakar.. Ertesi gün gazetesinden alırsın cevabını:
"Ünlü sanatçıyı çıplak yakaladık.."
Bu sonuç zihinsel bir karmaşanın ürünü değildir.. Okuru şartlandırma tekniğidir..
Bu şartlanmaya sebep olanların başında bizzat medya paşaları gelir.. Hal böyleyken sonucu bir türlü kavrayamayanlar da yine medya paşalarının arasından çıkar..
iki ayrı yorum..
Okurla yapılan "Gazetenizde neyi görmek istiyorsunuz?" türünden anketlere bakarlar.. Okur şartlandığı gibi vermiştir cevabını:
"Daha çok kültür ve sanat istiyoruz.."
Bu mesajı doğru algılayan medya paşaları doğruca magazin şeflerini arar.. "Adamlarına söyle doğru dürüst fotoğraf getirsinler.." diye şarlar..
Magazin şefi de talimatı muhabirlere iletir.. O saatten sonra şov dünyasına bulaşmış kim varsa, rahat yüzü görmez.. Başını çevirdiği yerde karşısına on tane paparazzi çıkar..
Mesajı doğru anlamayan medya paşası ise "Madem ahali kültür ve sanat istiyor.. Biz de hakkını veririz.." deyip kolları sıvar..
Memlekette ne kadar okunmayan entel dantel varsa telefonla arar..
"Yeni bir kültür-sanat sayfası yapıyoruz.. Sizi de aramızda görmek istiyoruz.." dilleri döker..
Entel dantel kısmının canına minnet.. Eteklerinde ne kadar taş varsa "yazı niyetine" gazetenin mutfağına dökerler..
***
"Avustralya monitör kertenkelesinde istilacı anfibiler sendromu ve ekolojik etkileri.."
"Ergenlerde görülen anne rahmine dönüş eğrisi antropolojik bir geri dönüş mü?"
"Bedri Baykam'ın resimlerinde düşsel ikilem.. Gerçek olan düş mü yoksa düşler mi gerçekleşiyor?"
Arif olan anlar..
Mesajı doğru anlayan gazete yönetmeni ise birinci sayfasına "Manken Füraye ingiltere'deki bomba terörünü kınadı.." başlığını atıp, altına kızın kocaman bir fotoğrafını basar..
Fotoğrafta manken kızın kıçı, servise hazır bir meyve tabağı gibi durur.. Sıradan okur, bombalı terör ile yarı çıplak mankenin gerisi arasındaki bağlantıyı asla kuramaz..
Ama zeyrek okur durumu şıp diye kavrar..
"Eğer uslu vatandaş olur da teröre karşı çıkarsak manken Füreyya bize ödül olarak her gün kıçını gösterecek.." diye düşünür.. Vatanına, milletine faydalı vatandaş olur..
Eğer ahalinin kültür ve sanata yaklaşımındaki bu "pişikolocik eğriyi.." doğru tespit edersek, her gün gazetelerde yer alan bikinili, üstsüz fotoğraflarını da doğru anlarız..
Tespit edemezsek her zamanki gibi "eğitim şart" diye zırvalarız..
***
Bodrum'daki duruma gelince..
Anladığım kadan ile sanatçı kısmı (bunlara mankenler de dahil) aralarında görev bölümü yapmışlar..
Kendi kendilerine meşveret kurup "hepimiz birden aynı yere gitmeyelim.. Bu işi nöbetleşe yapalım.. Bir hafta birimiz, öbür hafta birimiz gitsin.." demişler..
O yüzdendir ki ahalinin üzerine tek tek geliyorlar..
Nöbet Şenay'da..
Temsil bu haftanın nöbetçi mankeni Şenay Hanım..
Bodrum Türkbükü'nün tahtadan çatma iskeleleri üzerinde güneşlenme nöbetini geçen hafta Çağla Şikel Hanım'dan devraldı..
Mecburi hizmetlerini Türkbükü'nde yapan paparazziler eşliğinde yatıyor, kalkıyor, denizde çimiyor..
Hareketleri kare kare itinayla tespit ediliyor..
iskeleye oturup ayağının birini suya sokarken öbürünü dikiyor.. Geriniyor.. Ayağa kalkıyor.. Önden poz verirken "Gördünüz mü? Ne kadar canlı ve diriyim.." der gibi bakıyor..
Tek sakıncası var.. O tahta iskeleler üzerinde tüneyip "Ben de buradayım.." demek isteyenleri bunalıma sokuyor..
Kolay değil.. Her genç kız estetik destek görmeden manken kısmıyla, sanatçı takımıyla rekabet edemez..
Oralarda dolanırken bizzat şahit oldum..
O haftanın "Türkbükü nöbetçisi"ne kadar neşeli ve şevkli ise çevredeki genç kızların neşesi de o kadar kaçık..
"Duvaksız gelin süzülür, çeyizi yok üzülür.." dedirtecekmiş gibi surat asıyorlar..
ilgi yarışması..
Hali vakti yerinde olan kaldığı otele bir bavul mayo ile gelmiş.. Gidip gidip mayo değiştiriyor ki dikkati çeksin.. Saat başı bir mayo giyeni var..
Lakin sahne dünyasından, podyumlardan biri geldi mi faydasız.. O mayoları iskeleye çıkıp herkesin önünde değiştireceksin ki bir şeye benzesin..
Buradan çıkan sonuç şu:
Soyunmak marifet değil.. Asıl marifet sanat için soyunmak.. Soyunurken kültürümüze bir şeyler katmak.. O yüzden sözü çalışmalarına bayıldığım bir karikatürist arkadaşımıza bırakıyorum.. Yiğit Özgür'e..
O karikatüre bakın.. Toplumca işi nerelere vardırdığımızı anlayın.. Beni de rahat bırakın..