cihad emirdir. adalet ve hoşgörü ile tanışamamış medeniyetlerin "sadece" gaddar otoriteleri, cihad ile yıkılır. o medeniyetlerin halkına zülum edilmez; tebliğ edilir ve ister inan ister inanma denilir.
Hiç bir ilmi fikri olmayan kimselerin dahi sadece istanbul-şişli'de bulunan gayrimüslim vatandaşların varlığını bugüne kadar refah için sürdürmelerinin sebebini incelemesi; sorulması gereken suale cevaben tatmin edici olacaktır.
başlığı açan, mevzuu üzerine laf-ı güzafın maliki arkadaşa hitaben;
müslümanların gayrimüslimlerle beraber yaşadıkları ve idareye hakim oldukları toplumlardaki uygulamalara bakıldığında, bu hususta umumiyetle Kuran ve Sünnetin ahkamına riayet edildiği görülür. 14 asırlık islâm tarihi incelendiğinde bunun pek çok örneğine şahit olmak mümkündür. Mesela islam medeniyetinin ana müesseselerinin hayata geçirildiği bir toplum olarak kabul edilen Osmanlıda da gayrimüslimlere karşı eşine ender rastlanan bir müsamaha anlayışı hâkimdir.
Devlet-i Âliye, başlangıçtan itibaren fethedilen bölgelerdeki gayrimüslimlere karşı azamî derecede müsamahalı ve adaletli davranmıştır. Osmanlılar, Anadolu ve Rumelide gayrimüslimlerin dinî müesseselerine ve sosyal hayatlarına müdahale etmeden eski âdetleri üzere yaşamalarına imkân tanımışlardır.
işte bu anlayış sebebiyledir ki, henüz fethedilmemiş bölgelerdeki gayrimüslimler Osmanlı ordularına karşı fazla mukavemet göstermemişler ve hattâ onların dinî ve vicdanî hislerine karşı gösterilen bu saygı, onların Osmanlı idaresini bir kurtarıcı olarak görmelerine bile sebep olmuştur.
Osmanlı hükümdarlarından Fatih S. Mehmed, istanbulun fethi sonrasında, nasıl bir muamele göreceklerini bilmedikleri için firar eden veya Ayasofyaya sığınan halkın her türlü korkudan uzak ve serbest bir şekilde evlerine dönmelerini, normal yaşantılarını sürdürmelerini bildirmiş ve onların hamisi(koruyucusu) olduğunu ilan etmiştir.
Fatihin istanbulun fethi sonrasındaki ilk icraatı olarak şehrin en büyük kilisesi olan Hagia Sopia, fethin bir sembolü olmak üzere Ayasofya adıyla camiye çevrilmiş ve kendi hayratı olarak bağışlanmıştır. Sultan Fatih daha sonra istanbulda Ortodoks Kilisesi Patriği olarak tayin ettiği Gennadiosu saraya davet ederek bir ziyafet vermiş, uzun ve dostça bir görüşmeden sonra kendisine değerli bir asa ve taç vererek Cenâb-ı Hak sizi korusun. Dostluğumdan her vakit faydalanabilirsiniz. Seleflerinizin her husustaki haklarına ve imtiyazlarına malik olunuz diye onurlandırmıştır.
Kaynaklar, Fatihin bu görüşmede Patrike bazı imtiyazları ihtiva eden bir de ferman verdiğinden bahsederler. Bu beratta kiliselerin korunacağı, evlenme ve defin işlerinin ve diğer geleneklerin Rum kilisesinin usul ve kaidelerine göre eskiden olduğu gibi yerine getirileceği teminat altına alınmaktadır.
Fatihin istanbulun fethi sonrasında hem Rum, hem de Ermeni Ortodokslara geniş hürriyetler tanıması, ayrıca Fener Patriğine de ekümenlik vermesi, dahiyane bir davranış ve tam bir ileri görüşlülüktür.
O, sadece istanbuldaki Hristiyan cemaatlerine değil aynı zamanda Bosnadaki rahiplere de benzer imtiyazlar vermiştir. Bosnanın fethi sırasında verdiği Hatt-ı Hümayunda, halkın kiliselerine, can ve mallarına karşı hiçbir taarruzda bulunulmamasını ve tam bir emniyet içerisinde yaşamalarını güvence altına almıştı.
Zannediyor ve umuyorum ki, bu kısa izahattan sonra islamiyette şiddetin yeri hususunda biraz olsun araştırmaya meyledersin de, atfen söylediğin ayetleri, manaen de öğrenirsin.