Çok partili siyasi sistemlerde ise düsünceler daha dogrudan temsil edilir. Dinsel, etnik veya sinifsal düsünceleri temsil ettigini düsünen partiler bulunur.Bu halkin egemenliginin meclise daha fazla yansimasini saglarken, mecliste farkli görüslerde bulunan birçok parti oldugu için istikrarin saglanmasi güçlesir.
Anayasa
Anayasa, bir devletin temel kurumlarinin nasil isleyecegini belirleyen yazili belgelerdir.Ayrica kisisel hak ve özgürlükler bu belgede belirlendigi için çogunlugun yönettigi bir toplumda iktidarda olanlarin sinirlarini belirler. Demokrat düsünürler tarafindan çogunlugun tiranliginin kurulmasini engelleyecek bir devlet organi olarak kabul edilir.
Sivil toplum örgütleri
Sivil toplum örgütleri demokrasiyle ortaya çikan bir örgütlenme degildir ama demokrasiyle önem kazanmistir. ’Sivil toplum, modern manada anlamini demokrasi ile kazanirken, demokrasi de katilim problemlerin çözümünü sivil toplum ile saglamistir’ [25]Birbirleriyle ortak amaçlara sahip insanlarin olusturduklari gruplarin seslerini ve isteklerinin daha fazla duyurabilmenin bir yoludur. Örnegin devletin ekonomideki katilimini azaltmaya çabalayan is adamlari, devletin sosyal hizmetlerinde esitligin saglanmasini amaçlayan örgütler ve isçilerin veya memurlarin yasam kalitelerini arttirmaya çalisan sendikalar gibi çesitli amaçlarla toplanmis ve bunun için demokrasiye katilimi güçlendirmis ayrica bir bakima halkin temsilcilerini kendi amaçlari dogrultusunda denetleyebilen, ya da kendi amaçlarina ulasmak için kamu oyu yaratmaya çalisan gruplardir.
Sivil toplum örgütlerinin özelligi çogulcu bir yapiya sahip olmasidir.Larry Diamond’a göre 'sivil toplumun bu çogulcu yapisi, siyaset alanini kontrol altina almaya çalisan etnik, dinci, devrimci ya da otoriter örgütlenmelerle anlasamaz hale getirir.' [26]
Kolluk kuvvetleri
Ordu ve polis güçlerinin demokraside ne kadar bulundugu, ne kadar bulunmasi gerektigi her zaman tartisma konusu olmustur. Dis tehlikelere karsi ordunun iç düzen içinde polisin silah tekellerinin bulunmasi onlari demokrasi için gerekli kilmakla birlikte demokrasiyi kaldirma veya kesintiye ugratma güçleriyle de tartisma konusu yapmistir.
Gelismis demokratik ülkelere bakacak olursak sivil siyasetçiler, hem hukuk hem de fiilen ordunun üstündedir ve ordu siyasi karar alma mekanizmasinin içine olabildigince az katilir.Özellikle Soguk Savas sonrasi sivil siyasetçinin üstünlügü giderek artmaktadir.
Demokrasi olarak yeterince gelismemis ülkelerde ise asker, danisma kurullariyla dogrudan ya da dolayli olarak karar alma mekanizmasinin içinde bulunurlar. Bu tip ülkelerdeki ortak özellik; ordunun ülke içindeki kurumlar arasinda en ileri teknolojiye sahip ve modern dünyaya en yakin olan kurum olmasidir. 'Ordu genlikle ekonomik gerilik, iç karisikliklarin artmasi, sivil yönetimin mesrulugunu kaybetmesi, ordu ve hükümet arasindaki ihtilaf veya uluslararasi kamuoyunun darbe yönündeki olumlu yaklasimi gibi sebeplerle siyasete müdahale eder.' [27]
Polis ise “yönetici sinifin çikarlarinda hareket etmeye baslarsa ne olur?” sorusuyla düsünürlerin üzerinde durdugu bir kondur.Aristo’nun ‘muhafizlardan kim muhafiza edecek?’ sorusu bu kayginin çok eskilere dayandigini gösterir. Polis gücünün demokrasinin sagladigi hak ve özgürlükleri kisitlamamasi ve gerektigi zaman yargiya hesap verebilmesi gerekliligi demokratik düsünürlerin ortak tavri olmasina ragmen bunun nasil ve ne kadar yapilmasi gerektigi konusunda ayrilirlar.
Demokraside haklarin gelisimi
Insan haklari
Insan haklari, tüm insanlarin hak ve sayginlik açisindan esit ve özgür olarak dogdugu anlayisina dayanir. Insan haklari, her bir bireye bagimsiz seçim yapma ve yeteneklerini gelistirme özgürlügü saglar.Klasik demokrasi tanimina benzerliginden dolayi günümüzde insan haklari ve demokrasi siklikla beraber kullanilir.
Insan haklari ile demokrasi arasindaki kesin tamamlayicilik bagi: eger insan haklari bireyin eksiksiz gelismesi için gerekli bir kosulsa demokratik toplum da, bireyin gelisimi için gerekli çerçeveyi olusturmasi bakimindan bu haklarin kullanilmasi için gerekli bir kosuldur, ayrica, demokratik bir toplum bireylerin toplulugun yasamasi için gönüllü olarak verdigi destege dayandigindan insan haklari böyle bir toplumun ön kosul olarak görülür[28]
Kadinlar
Bangladesli kadinlarDemokraside siyasi esitlik temel olsa bile kadinlar bu esitligi ancak 20. yüzyilda kazanabilmislerdir.Kadinlarin siyaset hayatina katilimini destekleyenler; bunun siyasi etigi gelistirecegini söylerken karsi çikanlar aile yapisinin bozulacagi düsüncesini dile getiriyorlardi.
Kadinlarin erkeklerle ayni oy verme haklarini elde etme tarihleri bazi ülkelerde: [29]
Tarih Ülke Tarih Ülke Tarih Ülke
1893 Yeni Zelanda 1928 Büyük Britanya 1950 Hindistan
1906 Finlandiya 1934 Türkiye 1956 Misir, Surinam
1913 Norveç 1937 Filipinler 1962 Avustralya, Cezayir
1918 Almanya, Rusya 1944 Fransa, Bulgaristan 1971 Isviçre
1919 Belçika, Ukrayna 1945 Gürcistan, Italya 1974 Ürdün
1920 Arnavutluk, ABD 1947 Arjantin, Japonya 1976 Portekiz
Ayrica 1999 istatistiklerine göre:[30]
Dünyadaki her 100 parlamenterden 13 tanesi kadin
Dünyada devlet ya da hükümet baskanligi yapan her 100 kisiden 5 tanesi kadin
Dünyadaki her 100 bakandan 12 tanesi kadin
Dünyadaki 16 meclis disinda kalan meclislerdeki kadinlarin orani %25'in altinda
Demokraside kadinlari sadece seçme, seçilme hakkina indirgememek gerekir. Ayrica feminist sivil toplum örgütleriyle de demokrasiye etkin katilimi saglanmaya çalisilmistir.
Azinliklar Bir toplumun etnik, dini veya cinsel olarak genel ortakliklarindan ayrilan guruplar o toplumun azinlik statüsündedirler. Idealist demokrat düsünürler, gerçek demokrasilerde herkezin sosyal ve siyasal esitligi saglandigi için demokratik ülkelerde azinligin olamayacagini, olmamasi gerektigini savunurlar.
Oligarsik, otoriter devlet yapilarindan demokrasiye geçen toplumlarda, azinliklarin diger guruplara göre daha fazla demokrasiyi savunmalari genel kabul gören bir olgudur.Ayrica uluslararasi kurumlar tarafindan yapilan demokrasi seviyesi degerlendirmelerinde azinlik haklari önemli kriterlerden biridir.
Uygulamada farkli görüsler ve elestiriler
Çogulculuk görüsü (Plüralist) Çogulcu bakis açisi Montesquieu ve Locke'a dayandirilir.James Madison'in Federalist Yazilar'da yazdigi makalelerde sistemlesmistir.Madison'a göre denetimden uzak deomokratik sistemin bireysel haklarin ihlal edilecegi bir "çogunlukçu" (Majoritarianism) sisteme dönüsebilirdi. Bunu engellemek için güçler ayriigi ilkesi, federalizm ve iki meclisli bir hükümet biçimi önermistir. 'Bu sistem, toplumdaki farkliligin ve "çoklululugun" varligini tanidigindan ve bu tür bir çokluluk halini istenir gördügünden dolayi, Madison'in modeli çogulcu demokrasinin ilk gelismis ifadesidir.' [31]
Noam Chomsky Madison modelini elestirerek, "1787'de Anayasa Kongresi'nde James Madison'in vurguladigi sekilde, hükümetin baslica görevinin zengin azinligi çogunluktan korumak oldugu ilkesi üzerine kurulmustur. Bu nedenle, o dönemin tek yari-demokratik ülkesi olan Ingiltere'yi örnek vererek toplumun geneline kamusal islerde söz hakki verilirse, halkin esitlige yönelik reformlari veya baska canavarliklari gerçeklestirebilecegi konusunda uyariyor ve Amerikan sisteminin, savunulmasi (aslinda hakim olmasi) gereken mülkiyet haklarina yönelik saldirilar karsisinda uyanik olmasi gerektigini söylüyordu" der.[32]
Seçkinci görüs (Elitizm)
Bu görüsün en tipik temsilcisi filozof krallarin iktidarda olmasini isteyen Platon'dur (M.Ö 427-347). Klasik elitizm, bir reçete sunmaktan ziyade bir olguyu tespit iddiasiyla elit yönetiminin toplumsal hayatin kaçinilmaz ve degistirilemez bir gerçegi oldugunu ileri sürer. Wilfredo Pareto (1848-1923), Gaetano Mosca (1857-1941) ve Robert Michels (1876-1936) klasik elitizmin belli basli teorisyenleridir.
Mosca toplumu "yöneten" ve "yönetilen" olarak iki sinifa ayirirken Pareto, yönetenin iki özelligini anlatirken Machiavelli'nin "tilkiler (kurnazlik) ve aslanlar (zor kullanma)" benzetmesine atifta bulunur.
Modern dönem seçkinci görüste, rekabetçi seçkincilik (demokratik elitizm) diger seçkinci görüslere göre daha yaygindir. Buna göre seçmenler gene oy verirler ama bu, sadece hangi elitin kendilerini yöneteceklerini seçmek içindir. Demokratik haklarin bir kismini içinde barindirmasindan dolayi rekabetçi seçkincilik, demokrasinin zayif bir görüntüsü olarak tavir eidilir.
Marksist görüs Marksizm toplumu sinif bazli düsünür ve gerçek demokrasinin ancak sinif farkliliklari kaldirildigi zaman olabilir. Yani; demokrasi, için siyasi esitligin yeterli olmadigini bunun yaninda sosyal esitliginde saglanmasi gerektigi savunulur. Marksist yaklasim görüsleri itibari ile halk demokrasisine yakindir. Daha çok liberal demokrasiyi elestirir ve elestirilerini liberal demokrasinin siyasi esitlik vaadi ile kapitalist sistemin olusturdugu sosyal esitsizlik çeliskisine dayandirir.
'Neo-marksist Jurgen Habermas ve Claus Offe'ye göre bir yandan, demokratik süreç hükümeti ekonomik ve sosyal hayattaki sorumluluklarini yerine getirecek kamusal talepleri karsilamaya zorlamakta; öte yandan, yol açabilecegi mali krizler sistemi tehdit etmektedir.' [33]Yani kapitalist bir demokrasi için mesruiyet krizi riski sürekli mevcuttur.