Yıllar önce okuduğum "Donovan'ın Beyni" adlı kitabın kötü karakteridir mesela.
Ölen mafya babasının henüz canlı beynini akvaryum gibi bir kaba yerleştiren romanın başkişisi bilimadamı, beden olmadan dahi beynin yaşayacağını ispatlamaya çalışır. Araştırmasının sonucunu fazlasıyla alacaktır: Beyin, bırakın yaşamayı, bilimadamını da etkilemeyi ve esas sahibine benzetmeyi başarır. Tıpkı ölen mafya sahibi gibi bilimadamımız da, insanları öldürmeye, işkence etmeye başlar. Bir anlık son gayretle akvaryumu yerinden iter, parçalanan akvaryum sonrasında ortalığa saçılan beyin ıkınna ıkına ölür.
Küçük olduğumdan mıdır nedir beni derinden etkilemişti bu roman.
Yine korkunun babası Stephen King'in Çağrı (The Dead Zone) romanında kaza geçiren kahramanın beyninin bir noktası ölür, tam aksi simetrisindeki bir nokta çalışmaya başlar. Kahraman artık cisimlere, insanlara dokunarak geleceği görebilmektedir ve sonunda dünyayı bir felaketten kurtarır.
Kısacası gizemlerle, sırlarla dolu bir organdır beyin. Üstelik %90'ını kullanmadığımız düşünüldüğünde.