21 kasım 2004 günü kızıltepe'de yapılan operasyondan sonra resmi ağızlarca yapılan açıklama çok netti. iki terörist karakol basmış ve öldürülmüşlerdi. daha sonra açıklama değişti. iki terörist karakol basmamış ama dur ihtarına uymadıkları için öldürülmüşlerdi. kızıltepe savcısı pınar akkoç haktanır olayın hemen ardından yaptığı açıklamada yaşananların bir yargısız infaz olduğuna kesinlikle inanmadığını dile getiriyordu.
fakat henüz ortada bir adli tıp raporu yokken neden bu kadar erken bir açıklama yapma ihtiyacını duyuyordu sayın savcı? bir suçluluk duygusunun üstünü mü örtmeye çalışıyor yoksa bir yerlere mesaj vermeye mi çalışıyordu? (ki böyle erken açıklamalar nedense hep mehmet ağar'ın susurluk kazası'ndan sonra yaptığı "hüseyin kocadağ, abdullah çatlı'yı yakalamış, emniyete götürüyormuş" açıklamasını aklıma getirir)
daha sonra adli tıp'tan raporlar geliyor ve herşey netleşiyordu. iki kişiye de yakın mesafeden ateş edilmişti. uğur kaymaz'ın vücudundaki 13 kurşunun 8'i ve ahmet kaymaz'ın vücudundaki 9 kurşunun hepsi 6-8 mm çapındaydı ve yakın mesafeden tabancayla atılmışlardı.
ve sorular...
- eğer çatışma çıktıysa neden maktüllerin vücudundan başka hiçbir yerde kurşun izi yoktu?
- maktüllerin kalaşnikof kullandıkları bir çatışmada polisler karşılığı tabancayla mı veriyordu?
- 12 yaşında çok zayıf bir çocuk 3,6 kg ağırlığındaki bir makinalıyı kullanabilir miydi?
- uğur kaymaz eger bir terör örgütü mensubuysa , 5-C sınıfındaki devam çizelgesinde niye devamsızlığı gözükmüyordu?
- ölenlerin her ikisinin de ayaklarında terlik vardı. eyleme terlikle mi gideceklerdi?
polisin cesetleri teşhis etmesi için çağırdıkları kişi, Ahmet Tekin görür görmez öğrencisini tanıdı. "bu benim öğrencimdi" diye üzerine kapaklandı. polisler şaşkınlıktan 3 kez "emin misin" diye sordular. ışık, ortamı biraz daha aydınlatınca uğur'un babasını da tanıdı ahmet öğretmen. "şoförlük yapıyordu" diyebildi. polisler daha fazlasına izin vermedi. savcı polislere kızmaya başladı.
olayın artık örtbas edilecek bir tarafı kalmamıştı. hemen bütün bulgular bir yargısız infaza işaret ediyordu. fakat her ne hikmetse kamuoyunun ağır ceza beklentilerinin tam aksine, 2 yılı aşkın süren dava sonunda polislerin hepsine beraat kararı çıktı.
adaletin bu topraklarda henüz hüküm sürmediği bir kez daha kanıtlanmış oldu.