iyi, güzel, hoş, şahane de bir şeydir empati, işte kendini karşı tarafın yerine koyarsın, onu anlamaya çalışırsın, anladığını iddia edersin, ona göre davranışlarına bir çeki düzen verip senin gibi olmayana "hoşgörü" gösterilerinde bulunursun bıdıbıdıbıdı...
e ama bir düşünsene kendi içinde nasıl da çelişkiler barındırıyor bu empati denen şey! bir kere kendini karşı tarafın yerine koyduğunu iddia ediyorsun, nasıl yaptın canım onu? nasıl "kendi" denen şeyden sıyrılıp, kendinden, tüm takıntıların, inançların, hayatın, deneyimlediklerin... "başka" denilenden, senin için, sen olmadığından "mutlak başka" halini alandan, farklı olan her şeyinden sıyrılıp, kendini onun yerine nasıl koyabilirsin? bunlardan sıyrılmaya gerek yok diyorsak, "kendimizden yola çıkarak" ulaştığımızı düşündüğümüz başkasını ne kadar nasıl anlayabiliriz? yaşadığımız şey onunla aynı bile olsa, hissettiklerimizin, o şey karşısındaki tavrımızın aynı olabileceği düşüncesine nasıl kapılıyoruz? aynı olsa bile bunu anlayacağımıza ya da bileceğimize nasıl inanabiliyoruz? evet, insanların birbirini asla anlayamayacağı iddiasındayım, ya da anlasa bile bunu bilemeyeceği.
bir de çok sevdiğimiz, ağzımızdan düşürmediğimiz "hoşgörü" kelimesi var ki kısaca bahsedeyim kendisinden, nasıl problemler barındırdığı, "hoş gören" ve "hoş görülen" arasında nasıl bir hiyerarşi oluşturduğu, zaten kelimenin kendisinde alenen görülüyor. sadece bu da değil tabii, aynı zamanda "kim ne ise öyle kalsın" demenin bir başka biçimi olarak hoş görmek, birlik/beraberlik vurgularının altında çok temel bir ötekileştirme söylemi.
şimdi de tıkandığım noktaya geliyoruz, başkasını anlayamayız vs. işin içine hoşgörüyü de sokup -ki aslında hoşgörü bir anlama çabasını bile barındırmaz, karşındakinin olduğu ve senin anlamaya çalışmadığın haliyle yaşamasına "müsaade" edersin. ama bilemedim, sanki bu daha mı iyi bir şey, böyle olsa hep daha mı şahane olur, kimse birbirine ilişmese- bunlara sarılmadan önce sorunlu(?)* yanlarını da gözden kaçırmamak gerektiğini söylüyorum aslında. bu demek değil ki birbirimizi asalım keselim, hakaretler, küfürler edelim. yani işte normal insan olsak yeter sanki ne bileyim**, bunların yerine başka kelimeler bulalım ya da bunlar yine kalsın, olmasını istediğimiz durum için yeni kelimeler icat edelim, ne dersin brick?
not: empatiyle ilgili yazasım vardı, bir entry üzerine* hemen şimdi yazmaya karar verdim, gerçi entryde bahsedilen durumu biraz manipüle edip, biraz genişletip saptırmış olabilirim. zaten ona cevap niteliğinde değil, ondan esinlenerek yazdım, kendimden nefret etmeden önce bitirsem iyi olacak. kısaca şunu diyiverecektim aslında: bu entrimi brick topa ithaf ediyorum.