Gözleri dalar böyle. insanlar her yerde. Herkes aynı monotonlukta, hepsi aynı telaşla bir yere yetişme kaygısıyla yüzlerinde eksik olan gülücükle koşuşturmakta. Onlar gibi görünmemek için müzik dinliyorum yürürken. Geçenlerde abartıp sesli söylemeye başladım çalan şarkıyı, birden önemliymişim gibi bakmaya başladı herkes. Sizin telaşınızdan çok, benim şarkı söylememin gözünüze batmasının nedeni sayıca üstün olmanız. Başka hiçbir şey değil.
Olması gereken bu, olması gereken şu. Bu mantıklı, bu doğru, bu yanlış. Ne kadar çok keskin çizgileriniz var. Arada insan kayboluyor. Sınırlar koymuş herkes, herkesin kendi sınırları var. Kimse kimseyi şartsız kabul etmiyor. Kimse kimseyi nedensiz sevmiyor. Kimse kimseye karşılıksız iyilik yapmıyor. Hatta allah rızası için derken bile allahın gözüne girmeye çalıştığını inkar eden var.
Kaygılanmaktan mı yoksa herşeye çok dikkatli bakmaktan mı? Bilmiyorum. Her çift kavga halinde, yeni başlamış ilişkilerin heyecanını suratında yaşatan şapşalların sonu da öyle gibi duruyor. Nedensiz sevmiyor kimse. Oysa karşılıksız olmalı. Seviyorum dedikten sonra çünkü demeye gerek yok. Hatta dünyanın en mantıksız kadınını bile sevmiş olabilirsin. çünkü karşı tarafın egosunu tatmin etmekten başka bir şey değil. Duymak istediği için söyletir. Kendi çünküleriyle kıyaslamak içinde kulak kabartmış olabilir.
Hayat bir yol değil, yürümesende bitiyor. Koştuğun zaman birinin önüne geçmiş olamazsın çünkü kimin nereden başladığı belli değil. Harcadığın emeklerin bir karşılığı olmayabilir. Yüklediğin anlam kadar değerlidir o, hakettiği kadarını düşünme. Olmamışsa olmamıştır. Zaman kavramı herşeyi unutmak için varolan bir boyut. Ölümleri, savaşları, yalanları, aşkları, sevgileri unutman için var.
Hepsini unuttum. Kimi sevdiğimi hatırlamıyorum, kime kızgın olduğum umrumda değil. Artık nefrette etmiyorum. Bütün duygulardan arındığım için yaşamamın anlamı yokmuş gibi hissediyorum. Birşeyleri değiştirmek, hayata birşeyler katmak benim haddime değil. Kimse değişmez en fazla çelişir. En fazla çelişkiye düşmesini sağlarsın sonra bildiğini okur. Anladığı kadarını bile anlatamayan insan. Sahip olduğundan hep fazlasını isteyen, şikayet etmekle meşgul hepsi. Bu olmamış, daha iyi olurmuş, olabilirmiş. Neye göre, kime göre? Uyuşturucu kötü tabi. Zamanı durduruyor ama ölmüşüm hissi veriyor bu.
Sanki dipteyim. Bir kuyu var böyle içine çekiyor. Sanki herkes orada birbirini bekliyor. Herkesin yüzünde binbir pişmanlık. Herkes üzgün, herkes kırmış, hepsi özlemiş. Tüm paran bittiğinde, sigara param çıksın diye aradığın bozuk para kadar değerliyim belki de. Bilmiyorum. Anlık mı yine?
Anlaman için konuşsaydım keşke. Anlatmaktan çok sıkıldım. Dinlemekten nefret ediyorum. Hep hep hep hep aynı gibi. Başa sarıyor. Sonra bir daha bir daha. Güneş, dünya hepsi aynı yörüngede dönüyor bizler yaşlanıyoruz diye birşeyler değişiyor gibi hissediyoruz. Sadece hissediyoruz. Büyümek falan yok. Sadece büyüdüğün zaman daha olgun olman gerektiği fikri var sana aşılanan. Daha sorumlu olman gerektiği, daha oturaklı, daha daha daha.
Herkesin kendinden emin konuşmaları, herkesin kendini etrafa ıspatlama çabaları. Oysa kendini kendine ıspat etme peşinde hepsi. Gözlerini kaçırdıkları her bakışta ürktüklerini hissediyorum ilk defa baktığım insanların. Kalabalıkta yürümek. ne kadar çok insan görsem o kadar iyi. Kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyor.
Çok dertli olan anlatmaz, susar. Susuyormuş. Anlatacağım şey hiç birşeyi değiştirmeyecekse en ufak çaba içine girmiyorum. Girmemek lazım. Değiştirmek değil değişmesi lazım, onun anlaması lazım. ikna etmek için seçtiğin doğru cümleler zaman aşımına uğrayabilir. seni seviyorumun sıradanlığını keşfettiğim kadınlar oldu sonra teşekkür ederim. Dediğimde asık suratlar oldu. Kelimelerin karşılığı olduğunu unutanlar oldu, sıradanlaştı. Kesmiyor artık. Belki bir gün daha çok seversin diye birkaç cümle ayır, kıyıda köşede dursunlar, lazım olur. Kendini daha iyi ifade etmek için yeni bir sözcük türetecek kapasitedeysen harcayabilirsin bütün aşkımları, herşeyimleri, senin için ölürümleri