güne silah sesleriyle başlayan, kahvaltıda gözyaşı ile yoğrulmuş ekmek yiyen, eline kitap yerine silah almak zorunda olan, sapanla kuş vurmak yerine tank avlayan, ailesinden en az birini şehit vermiş, ölse de yolundan dönmeyecek olan çocuktur. aslında çocuk değildir, hepimizden büyüktür.
lütfen izleyin, beş dakikalığına da olsa hiç yılmayan o ruha tanıklık edin;
"benim adım filistin
adı tüm meydanlarda yazılan filistin
adı beni saran ve kuşatan filistin
ruhumun en derinliklerine işleyen filistin
topraklarının beni tanıdığı,
benim de onu tanıdığım filistin.
"onu değil, beni parçalayın." dediğim vatanım,
geçmişten beni her an çağıran selahaddin,
beni binlerce esiri ve mahkumuyla
her zaman yardıma çağıran mescid-i aksa
ey aksa! ümmetin ilk kabesi,
siyonistleri kahreden edanla paramparça et!
siyonistlerin ruhunu söndüren akşam
gökyüzünü filistin bayrağıyla donat!
filistinim...filistinim...filistinim..."
"baba! diyorlar ki sen suçlusun,
baba! sen suçlu değilsin.
baba! seni neden benden esirgediler?
seni tutukladılar,
beni bir kez öpmeden,
annemin gözyaşlarını silmeden.
anne! her sabah yanaklarında gözyaşı görüyorum,
filistin her şeye layık değil mi?
her gün güneşe sesleniyorum,
anne! babamı bir kez daha görebilecek miyim?
yoksa, yoksa kıyamete kadar bir daha göremeyecek miyim?
yoksa annemin gözyaşları kıyamete kadar akacak mı?
baba! baba! nerdesin?
ey ezilmiş çocukluğum...
ey ezilmiş çocukuluğum,
ben filsitin in çiçeğiyim,
babamı hiç öpmedim, güneş doğduğundan beri,
bayramlar bayramı, senlikler şenlikleri kovalıyor.
şehit üstüne şehit düşüyor.
babam demir parmaklar arkasında,
kölelerin tutulduğu duvarların ötesinde.
o gün ne zaman?
parmaklıkların parçalanacağı gün ne zaman?
her sabah çocuklarını öpen babalar!!!
her sabah çocuklarını öpen babalar!!!
çok şey mi istiyorum?
çok şey mi istiyorum?
utanın...
utanın...
utanın...
ve babam demir parmaklıklar arkasında....
babamı istiyorum...
babamı istiyorum...
babamı istiyorum...
babamı istiyorum..."