fransız ihtilalini takibenki ilk 15 yıl içerisinde şöyle düşünmüştür:
"fransa, devlet idarecilerini, aristorkat zümresini, mal-mülk varislerini, din ahalisini yitirse ne halde olur? ee üzülür. başka? başka bir şey olmaz.. fransa, yine aynı fransa, kan yine aynı kan kalır.
"peki ama fransa, 100 kadar fizikçi bir deste kimyacı, 50 fizyoterapisti, 100 zirai işçisini, 1000 fabrika koordinatörü ve şefini kaybetse ne olur?", "fransa fransa olmaktan çıkar tabi kii.."
elbetteki postmodern hayatları birbirne bağlayan iş bölümü yani, endüstriyel insandır. bu endüstriyel insan rant amacı güderek, haksız kazanç elde etmez, paylaşımlarda bulunur.. bu gibi işler, fransayı sömürenlerin metodolojisini yansıtır. doğanın insan için var olduğu kabalığına varılacak olursa, insanlar birbirleri yerine sınırsız kaynakları ziyadesiyle doğayı sömürsünler.. marx gibi simon da, ilerleme kaydedilip, evrimleşmek isteniyorsa, bunun sınıf mücadelesinin başarı ile nihayetlendirilmesinin önemine değinmektedir.
simonu diğer sosyalist sterotiplerden ayıran nokta, müteşebbis girişimi ve teşebbüsünü makul ve gerekli görmesidir. onun için, girşimci rant ve kara yönelmesin yeter. endüstryiwl ve zirai üretim edevatlarının sahipleri olmasını isterken, bunların ehli kişilerde toplanmasını talep etmektedir. bu işi de, en çok randımanı alacağı kişiyi saptrayrak devri daim yapacak devlettir.