high hopes

entry259 galeri video3
    143.
  1. bir kaç ay önce yazdığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum burada.

    Kusursuz nedir? Hayatınızda hiç cennetten gelen sesler duydunuz mu? Çocukken çimlerin üzerinde oyun oynadığınız zamanlardaki gülüşlerinizi, arkadaşlarınızla yaptığınız sohbetleri düşünün mesela. Ne kadar güzeller. Aynı şeyleri şimdi yapmaya çalışsak? Hayır, yapamayız çünkü yapılacak daha önemli işler var, artık ideallerimiz var, hırslarımız var.

    Bu şarkı dünyada gizemini koruyan nadir şeylerden biridir. Bir yandan huzurla gözlerinizi kapatırken diğer yandan gözlerinizin dolması, kalbinizde aslında hep olan ama ortaya çıkarmaktan nefret ettiğiniz o acıyı ortaya çıkarır “High Hopes”.

    “çimler daha yeşildi
    ışık daha parlaktı
    dostlarla çevrili
    harika geceler…”

    Bu şarkı dinlerken çimlerin yemyeşil olduğu zamanlara götürür. Hani en fazla mahalle maçını kaybettiğimizde üzüldüğümüz zamanlara. Küçükken kurduğumuz masum hayallere, kamyoncu olmak istiyorum diyen çocukluğumuza. Şimdi dönüp baktığımızda kaçı gerçekleşti o masum hayallerin? Daha iyiye mi gitti yaşam? Izlediğimiz bir çizgi film, akşam dışarda bir saat daha fazla oturmak o zamanlar dünyanın en güzel duygularıyken şimdi, otomobiller, lüks evler, kıyafetler bizi neden mutlu edemiyor?

    Yüksek umutlar. Hep daha yükseğini isteyerek bitiremediğimiz umutlarımız, arzularımız. Asla tükenmeyecek arzularımızı hep bir yük gibi taşıyoruz omzumuzda. Hep “daha…” derken büyüyecek her şey ve artık geçmişimize ulaşmak imkansızlaşacak. Zaten hep bu tatminsizliklerimiz yüzünden mahvetmedik mi her şeyi?



    Zaman önemli, zaman insanı hep yıpratır. Bizse onu değersiz bir şeymiş gibi harcarız. Çocukluğumuzda mucizevi gelen şeyler artık sıradan geliyor. Çürüyoruz günden güne, zaman çürütüyor. Geride bıraktığımız kişiler ve şeylerle birlikte yaktığımız köprülerin ötesine bakıyoruz hep. Orası her zaman daha yeşil geliyor gözümüze.

    Gençliğimizdeki, çocukluğumuzdaki mutluluklara, özgürlüklere geri dönmek isterken karşılaştığımız bir engel oluyor hep. Çünkü hayat sonsuz bir nehir ve sürekli akmaya devam ediyor. Bizi o zamanlardan uzaklaştırdığı gibi, kayalıklarıyla da bizi yıpratan bir nehir.

    “sonsuza dek arzu ve tutkuyla yüklü
    bir açlık daha var tatmin edilmemiş
    yorgun bakışlarımız hala başıboş geziniyor ufukta
    çakılıp kaldığımız halde bu yolun üzerinde defalarca”
    3 ...