Rüzgar.
Rüzgardan öte bir şey.
Fırtına gibi de değil.
Ortada bir şey işte.
Böyle havalarda sanki gökyüzünde, yeryüzünde insanlardan parçalar dolanıyor.
Renk renk. Soluk, mat renklerde.
Kırgınlıklar, kızgınlıklar.
Paylaşılamayan sevgiler, paylaşmaktan korktuğumuz cümleler.
Hayaller. Ama gerçekleşememiş olanları.
Bugün.
Ya da böyle günlerde.
Dışarıda yürüyen. Yüzüne rüzgar çarpan her insan, nasibini alıyor diğerlerinin parçalarından.
Bazen içinden geçiyorlar, bazen ortasında kalıyorlar.
Yoksa sabah mutlu uyanıp, dışarıda yürüdükten sonra evine mutsuz dönen insanın içinde bulunduğu ruh hali başka türlü açıklanamaz.
insan sevdiğini yarı yolda bırakamaz.
Sebebini açıklamadan gidemez, giderse peşinden gelecek olan sorulara kendini alıştırması gerekir. Kabullenmesi gerekir soruları. Ve veremediğimiz her cevap, içimize oturan öküzdür.
Nereye oturduğuna sen karar ver; kalbine mi beynine mi? Yoksa daha derine mi.
Bugün dışarı çıkmaya korkuyorum.
Herhangi birinin kararsızlığını üstüme almaktan korkuyorum.
Peşimden gelebilecek olmasından korkuyorum; cevapsız soruların.
Hayal kırıklığı.
Hayal kırıklığından öte bir şey.
Umutsuzluk gibi de değil.
Ortada bir şey işte.