içerisinde bulunduğumuz coğrafya hasebiyle, üzerinde net bir tanım yapabilmek güç..
her şeyden önce kültür: bir var olma sevdası; doğaya diz çöktürme gayretinin, yüzyıllardır süre gelen materyalist uzantısıdır.
ancak, ekseri maiyetinden sıyırıp bireysel anlamına baktığımızda, kültürlü insan/kişi nedir?
bu kavramın içerisine döşenecek tanım tümden mental faktörlerle bağlantılıdır. kültürlü insan dendiğinde, gözlük takıp, kütüphanede akşamdan sabaha kitap karıştırıp, evinden çıkmayan insan akla gelmemelidir. en kaba deyiş ile bu kişi, inektir.
en baştan hata yapmaktadır. kültürü içerisinde bulunduğumuz bilişim çağında, salt kitaplarda aramak basiretsizliktir.. gezmek görmek de yetersizdir. filmler, ansiklopediler, bireysel edim ve deneyimler, belgesel filmleri, tanışılan insanlar, gidilen yerler, farklı müzik beğeniş düzeyi..
hepsi son tangoda kültürü oluşturur. nihai hedefte ise, bunu yaşam stratejisi haline sokabilmek önemlidir. öğrenilenleri hayatta uygulayabilmek, sentez yapmak gerekir. tüm bu noktaları aşan kişi, çıkanları içerisinde bulunduğu toplumun faydasına kullanmasını biliyorsa, ileri vadede entelektüel olmuş demektir.
kültürlü kişilerin dağarcıklarının yüksek oluşuna binaen, haklarındaki absürd tanımların ardını, derin bir eziklik ve kompleksel dışavurum oluşturur. ondandır ki, kültürlü veya entel denecek kişinin kibirli olması gerekir. kibri ile ezmeli; görgü, oturuş, kalkış ve bilgisi ile parmak ısırtmalıdır. açmazı ancak, bu tutumlarla aşabiliriz..
hem kibirli hem kültürlü olan kimseler, bulunmaz nimet, gazoz ağaçlarıdırlar. bunu harmanlamak esas etiktir. zira, düzeysizlik ve aymazlığın kol gezdiği toplumda, birilerinin zayıfları ezmeleri, hakir görmeleri gerekir ki; insanlık silkelensin, rekabet artsın.