keşke dönmeseydik. evet! keşke... çünkü okuyucu o sıkıcı tanım bölümünden tam da çıkıyorum diye düşünmeye başlamışken tekrar geriye döndürmek ve bilgi mahiyetinde ona bir şeyler daha vermeye çalışmak okuyucuyu geriyor.
üstat sait faik'in bu hususta güzel bir sözü vardır;
" - okuyucu, hikayeyi, genel kültürünü değil hayal dünyasını geliştirmek için okur. "
buna mukabil, hikayelerin bir de girizgah bölümü olmalı elbet ancak, mümkün mertebe kısa tutulması okuyucuyu sıkmamak adına önemli bir detay.
bir diğer husus, tarafların karşılıklı duygularını başarıyla anlatan, hoş ve içten konuşmaların geçtiği diyalog bölümünde;
" - olsun. köpek gibi takip edeceğim seni. nereye gidersen git ben de arkandan geleceğim. "
söyleminde kullanılan 'köpek gibi' benzetmesi, o diyaloğun genel seviyesine hiç de yakışmayan, yakışık almayan bir ifade olmuş kanımca.
hikayelerde, argo ve küfür kullanmak önemli bir sanattır. bu bağlamda, zamanında atılamamış ve gediğine oturtulamamış taş yazarın başını yarabilir.
hikayenin yapısal kurgusu çok sağlam. bu açık-seçik görülüyor. giriş-gelişme-sonuç bölümleri birbirlerinden ayrılmış, uzun paragraflar yerine bölüntülü paragraflar seçilerek okuyucu psikolojik olarak rahatlatılmış. diyaloglar; diyalog formatında verilerek, rahat okunur ve kolay anlaşılır bir hale getirilmiş.
dahası, dil iyi kullanılmış. birbirinin tekrarı kelimeler yok. okuma akışını kesici ya da yavaşlatıcı karmaşık cümleler görülmüyor. rahat okunabilen, çok düşündürmeyen, bir çırpıda okunup bitirilecek güzel bir hikaye olmuş.
doğrusu, yazarın önceki hikayelerinden birini okumak, bu hususlarda katettiği yolu görmek açısından önemli fikirler veriyor ve bizleri de sevindiriyor elbet!