Şu hayatta izlediğim en etkileyici, sarsıcı ve bu nedenlerle beni ağlatan ender filmlerden birisidir kendisi. Sene 2010...
Aşk'ı okuyup Elif Şafak'a müptela olduğum gibi, Serseri Mayınlar'la da Ferzan Özpetek serisine bağlamış durumdayım. Çünkü aranılan ruh mevcut sözcüklerde, karelerde...
(Aaa o da ne Şahane Misafir de çıkmış. Hem de Cem Yılmaz ve ruhlar var. Yok artık!)
Serseri Mayınlar, söylenildiği gibi komik bir film değil aslında, trajikomik... ikisi arasında bir fark var zira. Filmin ruhu, hayatın acıklı yanını ve gerçeğini suratımıza vurması... Dayak yiyince güler mi insan? Gülmez! Ama burada hem dayak yiyip hem gülüyorsun.
Şööööyle biryandan gözünden yaş akar, biraz aşağıda açık kalmış dudağın kenarından ise salya...
Müzikler, oyunculuk, babaannenin -o Yeşilçam- buğusu, çelişkiler, zıtlıklar, -esasta- aynılıklar, hoşgörüsüzlükler ve daha nice aradığım şey... Hepsi var; izlemeli ve doya doya, güle güle ağlamalı...