çok değişik bir şey. bilmiyorum tam olarak nasıl ifade edilir. ama ben beceremiyorum. belki de birini sevsem, kusurlarını görmezden gelip bağlanabilirim, aşık olabilirim, her şeyi yok sayabilirim, vesaire vesaire işte. ama sevemediğim için, bunların hiçbirisini de yapamıyorum. sevgilimden de galiba bu yüzden ayrıldım. tam olarak bundan bile emin değilim. beni çok sevdiğini söylüyordu gerçi ayrılmak istediğimi söylediğimde. ama ben sevmiyordum, sevsem bile mantığımın önüne geçiremiyordum bunu. böyle yürümeyeceği de belliydi. sonunda böyle bir şey olacağı da kaçınılmazdı. bir ara entrylerimi okuyordu, nickim aynı, hala okuyorsa selam olsun buradan. ya da olmasın boşver. ne gerek var samimiyete? böyle de kinci ve soğuk bir insanım işte, sevmediğim zaman da.
bir aşk şarkısı duyduğumda öyle çok duygulanıyorum ki, sevgilisine deliler gibi aşık olanlar olsun, çok sevdiği bir kıza açılamamış olanlar olsun, açılıp da reddedilenler olsun benim kadar duygulanmıyordur, içlenmiyordur. insanların böyle şeyler yaşamalarını seviyorum ben daha çok. birbirlerine içlerindeki tüm sevgiyi gözlerinde toplayarak bakanlar görüyorum bazen, bana baksa ben aşık olacağım durduk yere, öyle derin bir sevgi var aralarında. ama ben onlardan olamıyorum, sonra da diyorum "dünyanın böylelerine de ihtiyacı var, benim gibilere de." diyorum. belki kendimi avutuyorum, belki de doğrusu budur, bunu da bilmiyorum ama içimden böyle geçiyor işte.
mesela bak bugün nereden aklıma geldiyse günün birinde şarkısını dinliyorum göksel'in. ahahah, sanki ayrıldığım kız bana söylemiş gibi sözleri var. "aklına gelecek ayrılığımız, pişman olacaksın günün birinde." diyor, daha ne desin, nasıl desin değil mi? sonra zeynep casalini'den duvar şarkısını dinledim üst üste birkaç kez. ne kadar güzel sözler. kimisi sitemini anlatıyor sevdiğine, kimisi ise aşkını. kimisi de bunu şu an dinlediğim farid farjad gibi kemanına anlattırıyor. bilmiyorum işte, ben duygulanıyorum aslında benimle hiç alakası olmayan, çiftlere hitap eden şarkılarda. ben gidiyim, yalnızlar partisi'nde filan takılayım di mi? yok be sözlük, o işlerin adamı da değilim ben.
bir kız var diyorum, hoşlandım galiba diyorum, o kadar çabuk geçiyor ki hevesim. hep böyle oldu yani, yıllardır böyle. ertesi güne sarkmıyor o derece şıpsevdiyim. şıpsevdi mi deniyordu buna, neyse boşver, sen anladın beni. aslında belki de hayatımın aşkı olacak anlatabiliyor muyum ama olmuyor işte. bir yerden sonra yok oluyor o içimdeki his. hoşlanmaktan öteye gidemiyorum. hatta hoşlanmak bile değil, kız ne kadar iyi diyorum falan. o kadar. bu kadar mı taş kalpliyim ben, bunu da bilmiyorum, kızma tamam.
yan odamdaki elemanların her birinin sevgilisi var, her biri de işte akşamın belirli saatlerinde koridora çıkıyorlar sevgilileriyle konuşmak için. birbirlerine kızıyorlar, bağırıyorlar, sonra "seni seviyorum"larla telefonu kapatıyorlar. ertesi gün yine aynı senaryo. hem derslerine çalışıyorlar, hem okullarına gidiyorlar, hem de bak bir aşk hayatları var. bunu ben beceremem yani galiba beceremem. hepsine birden yetişemem, hele ki sürekli ilgi isteyen bir kızla uğraşmak benden uzak dursun dedim hep kendi kendime.
neyse lena'yı dinledim, bütün melankoli gitti.