Adam ve Tabut
Göz gözü görmeyen bir yağmur yağıyordu ve tepeden tırnağa ıslanan bir adam sırtında bir tabutla hızlı adımlarla ilerliyordu kasabanın içinden , yüzü bin parça olmuş gözyaşları yağmurla yarış eder gibi akıyordu , fakat o yoluna devam ediyordu , kasabanın içinden geçip o yüksek tepeye varmak için bir an önce , git gide hızlanıyordu , kurtulmak istiyordu sırtındaki tabuttan , çünkü herşey başladığı gibi son bulmuştu ve o son vazifesini yapmak istiyordu...
Herkes evine kapanmıştı o gün kasabanın meydanı boştu , sakin ve sessizdi ,
Ta ki ,
- Yağıyor mu yağmur hala ? dedi evin birisinden bir adam ve karısı perdeyi aralayıp ,
-Yağıyor , daha da hızlanmış , dedi , ve o yağmurun arasında sırtında tabutla hızlı hızlı yürüyen adamı farketti !
Kocasına seslendi ; Dışarda bir adam var sırtında tabutla , dedi.
Adam perdeyi araladı ve gördüklerine şaşırdı , hemen bir şemsiye alıp dışarı çıktı adama peşinden yetişip kolundan tutup durdurdu ;
-Dur , böyle olmaz , tek başına defnedemezsin , herşeyin bir adabı var, dedi.
Daha adama kimsin , nesin , kim öldü gibi sorular sormadan sadece durdurdu ve yalnızca tabuttaki cenazenin usülüne göre defnedilmesi için bağırdı ;
- Ey cemaat ! Cenaze var çıkın dışarı !
Adam ; Lütfen , Ortalığı telaşa vermeyin , ben kendim yapmalıyım bunu, dedi.
Fakat elinde şemsiye olan adam olmaz dedi yine böyle cenaze defnedilmez herşey gerektiği gibi yapılmalı dedi ve tekrar bağırdı , herkes evinden çıkıp toplanmaya başladı .
Önce adamı sırtından tabutu aldı dört kişi ve her biri bir ucundan tutup sırtlarken tabutu , hepsi içinden tabutun ne kadar çok ağır olduğuna ve tek başına bir adamın bu kadar ağır bir yükü taşıdığına şaşırdı.
Önde imam , arkada dört kişi , üzerlerinde tabut ve onlarında arkasında toplanmış halk yukarı tepedeki mezarlığa doğru yürürken , tabutu elinden alınan adam en geride kaldı ve sadece geriden onları takip etti, ve aslında kimsenin umrunda değildi kimin öldüğü , niye öldüğü, nasıl öldüğü , sadece gereken neyse onu yapmak için toplanmışlardı ve ne olduysa bundan sonra oldu .
Çünkü o gün , yıllardır o kasabada yaşayan yaşlı bir kadının hayatla kavgası bitmişti ve Azrail kadının canını almak için o kasabadaydı . Kadının canını alalı daha çok zaman olmamıştı ve kasabayı terkederken Azrail başka bir kasabada can almak için , yukardan , toplanmış kalabalığı tabutu ve halkı gördü .
Nasıl olur dedi Azrail; Daha canını alalı ne kadar oldu ki kadının , üstelik evdekilerin bile haberi yok daha kapısını itip içeri bile kimse girmedi , bu ölen kim benden habersiz , bu da ne ,dedi ve yakından takip etmeye başladı şaşırarak.
Çünkü sadece Azrail alıyordu can'ı bu görev onundu ve sadece o yapıyordu . Ne olduğunu anlamak için insan kılığına girdi ve halkın arasına karıştı .
Asıl sorması gereken adam en geride yürürken çaresiz , Azrail halkın içine karışıp sormaya başladı insanlara ; Ölen kim ? , Yakınınız mı ? Tanıyormusunuz ? Nasıl öldü ?
Fakat hiçbirisinden bir cevap alamadı çünkü öleni kimse tanımıyordu , tanımıyoruz , sadece defnedilmesi için gerekeni yapıyoruz dedi herkes . Azrail tabutu açmak istemedi o an çünkü büyük bir saygısızlık olacaktı , insan kılığında kalabalığın arasında devam etti o da yola ve yukarı tepedeki mezarlığa kadar onlara eşlik etti .
Tabutun sahibi olan adam kalabalıktan geride kalmıştı yetişmeye çalışıyordu , hala onlara bunu tek başına yapması gerektiğini söyleyip durdurmak istiyordu onları , fakat halk tepeye çoktan varmıştı .
Önce derin bir çukur kazıldı , sonra namaz kılındı ve imam ;
-Nasıl bilirdiniz ? diye sordu .
- iyi bilirdik dedi herkes , kimdi iyi olan , kim olduğunu bile bilmeden .
Ve tabut açıldı, içinden kefene sarılmış şey çıkartılırken ağzı açıldı ve içinde ne varsa döküldü.
Gören herkes başına toplandı , Azrail çukurun hemen yanıbaşındaydı ve olanları izliyordu .
Tabuttan kağıtlar dökülüyordu herkes şaşırmış bir şekilde ne olduğunu anlamaya çalışırken Azrail yere dökülen kağıtlardan birisini aldı ve okudu , sonra diğerini aldı , sonra diğerini .
Diz çöküp bütün kağıtları okurken üzülerek , tabutun gerçek sahibi olan adam soluk soluğa kalmış ve koşarak gelip Azrailin yanında diz çöktü.
- Size söyledim ! Dinlemediniz beni !
Dökülen kağıtları toparlayıp çukura doldururken adam , Azrail elinden tuttu ve dur dedi adama ;
Adam; Çünkü dedi , bunca yazdığım şiirlerin , yazıların sahibinin artık bir sahibi var ,
onun bir sahibi varken , benimde içimde ölen biri var ! ama azrail gelip onu içimden almadı bende kendim gömmek istedim, bu yüzden dedi .
insan kılığından Azraile dönüştü konuştuğu adam , zamanı durdurdu ,
adamın içine girip kalbinde olup bitene baktı , gerçekten ölmüşmüydü içinde birisi istediği bunu anlamaktı .
Girdi , baktı , çıktı . Ve zamanı kaldığı yerden başlattı ve adama ;
içinde ölen kimse yok ve sahibide yok ! Yazmaya devam et dedi.
Ve halka dönüp ; Burda bulunan herkes bu üzerinde şiir yazılı kağıtlardan birer tane alsın ve evde onu bekleyen karısına götürsün ve ona okusun , dedi.
Bu olaydan sonra adam , yazmaya devam etti bu gecede olduğu gibi ...
Ve Tanrı yukardan olana bitene bakıp gülümsedi ...