güvenmek mi bilmek mi

entry1 galeri
    1.
  1. Bu dünyaya imtihanını vermeye gelmiş bizler; acaba kendi isteğimizle mi buradayız, yoksa ‘Yalnızca bana ibadet edin’ denildikten sonra bu dünyaya gönderilmiş, kaderleri de belirlenmiş zavallılar mıyız ?
    Öncelikle bu dünya hayatında herşey ‘bilmek ve bilmemenin’ konusu değil , ‘güvenmek ve güvenmemenin’ konusudur. Örneğin; annemizin , annemiz olduğunu DNA testiyle bile %100 ispatlayamayız(en iyi sonuç %99.2 dir).Annemizin annemiz olduğuna güveniriz, hem de bilimden de kesin bir şekilde... Mensubu oldugumuz din de aynı şekilde inanç meselesidir. Yaratıcımız bizden onu bilmemizi değil , ona şeksiz şüphesiz iman etmemizi ister. Allah muttakilerden bahsederken de ‘Onlar gaybe iman ederler’der (Bakara 3) yada kafirlere yaratılış konusunda onca delil sunduktan sonra ‘Neden hala iman etmiyorsunuz, güvenmiyorsunuz?’ der.(Hadid 8)
    insanın bir şeye güvenebilmesi için; o konu hakkında bir ‘çeliski’nin bulunmaması gerekir. Kur’an muttakilerden bahsetmezden önce ‘Bu kendisinde şüphe olmayan bir Kitap’tır’ ayetini zikrederek; kendisinin çelişiksiz bir kitap olduğunu söyler ve iman edilmesini bekler. (Bakara 2)
    Kur’an bizden O’na iman etmemizi beklerken, biz onu bilim öncelikli anlamaya çalışırız. herhangi bir dini vaazda bile galaksilerden, merkurden, jupiterden garip bir şekilde bahsederiz. Kur’an tabiki mutlak bilimle çelişemez , çünkü Ed-din islamı elçileriyle gönderen ve bu mükemmel şekilde dizayn edilmiş kainatı da yaratan tek olan Rab’dir. Ancak günümüzde bilim olarak kabul ettiğimiz şeyler mutlak bilim olmayabilir ve bu mutlak bilim olmayan konularda Kur’anla çelişir gibi gözükebilir. Örnegin; yakın zamana kadar güneşin sabit olduğunu söyleyen bilim; Kur’anda 'güneşin akıp gitmesi' şeklinde geçen ayetlerle çelişiyor gibi görünebiliyordu ya da şuan günümüzde atmosfer katmaları sayısının belirsizliği gibi bilim-vahiy uyumsuzluğu tartışmaları vardır.
    Kur’an tabiki bizi akletmeye , bu dünyayı bilmeye yönlendirir ama onun asıl amacı bu imtihanımıza rehberlik(hüda) etmesidir. Öyleyse ; bize kılavuzluk eden bu kuranî bilimle delillendirmekten vazgeçip imtihan konusundaki mübhemiyetlerimizi gidermede bir yol gösterici olarak ele almaya çalışalım.
    insanoğlunun imtihana tâbi tutulma serüveni Hz. Adem’le başlar. Rabbi O’na esmayı öğrettikten sonra onu dünyaya gönderir. imtihana tâbi tutulan bu insanoğlunun; aynı anda fücur ve takva ilhamlı bir varlık iken; onun bu imtihanı başarıyla vermesi beklenir(Şems 8). Sadece iyilik yapabilen bir varlık olsaydı ait olmadığı bu dünyada imtihana verilmezdi ve asıl yeri olan ebedî cennette kalırdı. Ama tek olan Rabbi ona fücurundan sakınmayı da ilham etmiş bir fıtratla yaratmıştır. Bu fıtrat özüdür, yaratılışıdır ve ilk insandan beri de hep böyledir.(Rum 30) Rab elçileriyle bu imtihanımıza yardımcı olan hatırlatmalarda(zikr) bulunur, onu fıtrata çağırır ve ekler: Hatırlamaz mısınız?. Zira insan unutan bir varlıktır. Kur’an’a baktığımzda ‘insan’ kelımesine hep ‘bencil – haris – açgözlü– aceleci – zalim –nankör – kafir – cimri– tartışmacı – düşman – sürekli hayr ister şerde umutsuzluğa düşer –nimet verilince azar, haktan yüz çevirir, sözlerini unutur – rahmete sevinir, musibete nankör olur vb. ‘ bu kelimeler eşlik eder, gerçekten de ilginç…yukaridaki ayetlerde insan hep kötü huylarıyla zikredilmiştir. iyi huylarından bahsedilirken ise; insan kelimesi yerine , onun kesb ettiği ‘muhlis-mü’min-muttaki-hanif vb.’sıfatlarla beraber bahsedilir. işte insanın fücur ve takva boyutu!
    Bu dünyada insandan istenilen fücurundan sıyrılıp doğuşundaki fıtratına dönmesidir(fıtrat hadisi).Yani tek din olan islama...(Âl-i imran 19)
    Peki o fıtrat-öz bakımından nasıldır?
    insan yaratılış bakımından iyiliği, adaleti, eşitliği, doğruluğu isteyen; kendisine kötülük yapılmasından, yalan söylenmesinden hoşlanmayan bir varlıktır.
    insanlık tarihine baktığımızda ister genel kabul gören etik değerler olsun, ister günümüzdeki ideolojik akımlar , ‘izmler’ olsun , hepsi insanlığa adalet, huzur ve refah vâd etmiştir. Hırsızlık yapmak ya da yalan söylemek herhangi bir dine mensup olsun olmasın her insanın kötü diyeceği bir eylemdir. Çünkü, insan fıtrat gereğı böyle yaratılmıştır.
    Sonuç olarak Rabbin çağırdığı ve elçileriyle hatırlatmalarda bulundugu bu din öz bakımından insanın fıtratıdır ve bu zikri günün değişken bilimine uyum sağlatmaktan ziyade onun konusunun ‘bilmek’olmadığını kavrayarak bize rehber olan Kitaba ‘iman’ edip imtihanımızdaki şüphelerimizi giderebiliriz.
    0 ...